İnsan-ı Kâmil aslında geri alınmayacak, Kıyamet ile birlikte yok olmayacak tek bilgiye vâkıf olmuştur – Vukûfiyet kazanmıştır.
Şehâdet yani bu Şâhit-oluş, Allah’a rücu etmektir ve benliğin ölümüdür. Ancak bundan sonra, yani benlik “noktalanarak” sustuğu zaman, Ruh konuşmaya başlar.
Acaba nasıl bir dalalettir ve nasıl bir düşünme/ölçme biçimidir ki, Kişi kendisini (gerçekten böyle olanın huzurunda) Güneş gibi gölgesiz ve hatasız görür ve Tanrı’nın Kelâmı’nı (beşer sözü diyerek) inkâr eder?
İlâhî bir ilkedir ki; Bir’den İki, İki’den Üç, Üç’ten ise Onbin Şey doğar.
O, Rüya’nın karakterlerini yok eden Siyah İmparator ile onları Vahdet’te buluşturan Altın İmparator’un – ki O Şeriat’tır [The Law] – zâtî birliği olan Siyah Altın İmparator ile temsil edilir.
Neyden bahsedelim? (Bu) Soru aslında bir Cevap saklıyor. “Bahsede(bile)ceğimiz bir şey olduğu” bilgisini barındırıyor.
Ancak Nitel Sayım ve Nicel Sayım, “Ruh’un Say’ı”nda Tevhid edilirse Bilgi Moru [Knowledge Moor] tamamlanır ve bir Zât-ı İlâhî tecelli eder.
sıklıkla anlatılması bu çıkarımı yapmamıza vesile olur.
Musa Şeriatı’ndan kalan bilgi kalıntılarından birisi, bir Metafizik Anlam Diyagramı olan Hayat Ağacı’dır. Hz. Musa Şeriatı’nın bilgisi bu Metafizik Şema’dan türer.
Bilgi’nin Dâim’inin [Daemon of Knowledge] temsilcisi olduğu Sembolik (Kavramsal) Alan’ından bahsedelim. Bu Sembolik Alan, Bilgi Moru’dur [Knowledge Moor].
Bilgi Edimi’nin (Kavramsal) Alanı, bahsettiğimiz gibi iki yolu içerisinde barındırır: Sezgisel Yol ve Analitik Yol. Bunlar aynı zamanda Mistik-Felsefî olan (yol) ve Teknik-Analitik olan (yol) olarak da düşünülebilir. Ne var ki ikisi temelinde ve özünde “Rûh’un Say’ı”na dayanırlar...