Aktarım Dünyası

Esasen, bizler arasında giderilmesi mümkün olmayan bir ayrım var. İnsan ve beşer ayrımı. Şöyle ki, (bunlar neredeyse farklı türlerdir), İnsan ve beşerin Bilgi’ye olan erişiminde çok temel bir farklılık bulunur.

Aktarım nedir? En genel anlamı ile onu nasıl anlayabiliriz? Ki belki o zaman, onu özel mânâ alanlarında da yorumlayabiliriz. Ki Gelenek(sel Aktarım) böylece Dünya’ya anlam verir.

Esasen, bizler arasında giderilmesi mümkün olmayan bir ayrım var. İnsan ve beşer ayrımı. Şöyle ki, (bunlar neredeyse farklı türlerdir), İnsan ve beşerin Bilgi’ye olan erişiminde çok temel bir farklılık bulunur. Bu miraç ile açılan bir “erişim” olup, İnsan yani Kâmil İnsan (İnsan-ı Kâmil) Aktarım’ın Bilgi’sine “dolaysız” biçimde erişir ve bu tabii ki “dolaylı” erişime üstündür. Kalan herkes, Varis-i Nebi bile olsa, dolaylı erişime tâbidir – gerçi bu dolaylı erişim Vahiy Meleği üzerinden veya farklı yüksek varoluş hâlleri üzerinden de olabilir. Küçümsemek için söylemiyoruz, yani fakat gene de bu temel fark bâkidir. Bununla birlikte, Allah, O’nun Velî’si olmak için tüm kalbiyle dua edenin duasını mutlaka kabul eder. Nasıl etmesin? Fakat zamanını ben bilmem. Dua bizden, lütuf Allah’tan.

Husserl, Fenomenoloji felsefesini kurup inşa ederken, bir şeylerin her zaman “erişilemez” kaldığını sezmiş ve anlamıştı. Ne kadar değerli bir fehamet! Bu, bilenlere, tam olarak Kadir Suresi ve gecesinin hikmetini: Erişmezli(liği ile) Zât’ın Kadr’ini bilmek. Öyle ki Husserl, büyük filozof, şu soruyu sordu: Peki ben nereye erişebiliyorum? Bana (erişebileceğim biçimde) “verili olan” nedir? Bu bizim Tasavvuf’ta zuhurat (zâhir-olan şey), Husserl’in ise fenomen olarak adlandırdığı şeydir ve ikisi de Türkçe’de “görünüş” olarak çevirilebilir.

Aslında Husserl, hiçbir zaman Metafizik’i reddetmedi; fakat iki şeyi gördü: (1) Sıradan insanın (beşerin) Metafizik Olan’a dolaysız erişimi yoktur, ve (2) (Husserl’in zamanın belki de,) Metafizik adı altında bir çok asılsız vehim üretilmektedir – özellikle Batı’da.

Aslında, bahsettiğimiz aslî farktan (İnsan-beşer farkı) ötürü, suçlu arayışına da girmeden şöyle bir genelleme yapabiliriz: Beşer, neyi, ne kadar bilebildiğini ve gerçekten Gördüğü Şey’in (Fenomen’in) neliği ve nasıllığı hakkında düşünülmelidir. Yani Görünen nedir ve Gören kimdir?

Bu, önceden de bahsettiğimiz Görüş Yolu’dur (The Seer Pathway) ve yolu yürüyen elbet işaretlerini görecektir. Fenomenoloji felsefesinde “hayret” kavramına rastlamamız bir tesadüf mü? (Tabii ki değil.)

Anahtar, Husserl’in işe nasıl başladığı ve nasıl devam ettiğidir. İyi bir Okuyucu, Fenomenoloji’nin başının ve sonunun aynı bir ân olduğunu bilecektir. Kalanı ise onu yazarak ilerletmekten ibarettir.

Lafı gene İnsan’a getirelim. Beşerden farklı olarak İnsan-ı Kâmil olaylara Nazar eder, ve bu minvâlde Nazariyat inşa eder. Onun nazarının dışına çıkmayın, keza orada sadece akılalmaz bir kaos var. Sonuçta İnsan-ı Kâmil Görüş geliştirir ve onu Dünya’ya yazar. Dolayısıyla Dünya-Yazarı’dır. Aynı zamanda Işığın Anahtarı’dır, yani “aydınlanmayı meydana getiren”dir.

Aktarım meselesini bir de bu açıdan düşünmeye çalışın. İki nöron arasındaki Aktarım nedir?

Lafı şuraya da getirmek istemiştim: İnsan-ı Kâmil, Sıfır’dan Nefs İnşası hakkında İlim sahibidir; fakat beşer Nefs’i, bunu bilemez ve ancak kendisinde olanı yansıtır, en iyi ihtimalle arnıması (tezkiye) hakkında ilim sahibidir ama bu ikisi aynı şey değildir. O zaman, beşer yepyeni bir şey ile, daha önce görmediği bir varlık türü ile karşılaşırsa, Fenomenolojik bir tavır takınırsa fayda görecektir; böylece en azından “olduğu kadar” onunla tanışabilir. Ve Şeriat’a uyarsa Peygamber’in himmeti ile korunur. Allah’tan başka Dost yoktur. Ve O’na rücü edeceksiniz. En hayırlısını Allah bilir.

10.03.2026

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 693

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir