Sefirah Kalesi [Sefirah Castle]
Bizler, Yaratım Faaliyeti’ni, Orijinal biçimde sergilemeliyiz.
Bizler, Yaratım Faaliyeti’ni, Orijinal biçimde sergilemeliyiz.
Mistik kelimesi “sis” anlamına gelen (İngilizce) Mist kelimesinden gelir. Dolayısıyla Mistik olan, “sisli, belli-belirsiz” gibi bir anlam taşır. Mistik olan başlı başına “kötüdür” diyemeyiz. Zira o sadece bir sis perdesinin ardında kalmıştır.
O zaman artık, bir-sonraki-gelen’i (halef’i) anlamak için öncekini unutma. Yoksa sadece dalalete düşeceksin.
Kur’an’ın üstünlüğü kadar antik kökenleri ve “tasdik edici” niteliği hakkında bilgi edinme imkânı buldum. Keza Vahy’in farklı biçimlerini araştırmak, “Vahy’i Vahiy yapanın” ne olduğunu anlamamızı sağlayabilir.
İnsan-ı Kâmil aslında geri alınmayacak, Kıyamet ile birlikte yok olmayacak tek bilgiye vâkıf olmuştur – Vukûfiyet kazanmıştır.
Aşkınlık ve Dostluk, İmtihan’ı gerekli kılar. Sınanmayan bir Aşk ve sınanmayan bir Dostluk, Gerçek değildir.
Ne zaman ki bir toplum, Tanrı’yı kendi ufak Çağ-Coğrafya konumları ile kısıtlı vehmeder, yani kendilerini “seçilmiş” ilan eder, bunlar (Musevî kökenli olsun veya olmasın) yahudileşmiş ve yoldan sapmıştır.
Şehâdet yani bu Şâhit-oluş, Allah’a rücu etmektir ve benliğin ölümüdür. Ancak bundan sonra, yani benlik “noktalanarak” sustuğu zaman, Ruh konuşmaya başlar.
Acaba nasıl bir dalalettir ve nasıl bir düşünme/ölçme biçimidir ki, Kişi kendisini (gerçekten böyle olanın huzurunda) Güneş gibi gölgesiz ve hatasız görür ve Tanrı’nın Kelâmı’nı (beşer sözü diyerek) inkâr eder?
İlâhî bir ilkedir ki; Bir’den İki, İki’den Üç, Üç’ten ise Onbin Şey doğar.