Altından Hatlar

Altından Hatlar olur onların yüzlerinde...

Japon kültüründe bir çeşit, kırık kaseleri tamir etme sanatı varmış. Adına Kintsugi deniliyor. Türkçe çevirisi olarak “altın ile birleştirme” gibi bir anlamı var. Kırık parçaları, aralarına altın ekleyerek birleştiriyorlar.

Birkaç gündür İnsan ve İnsan’ın sürekli gelişen potansiyelini düşünüyorum. Her kabın alabileceği miktar belirlidir. Bunun sebebi Kap dediğimiz şeyin, katı bir form olmasıdır. Zaten katılık özelliği taşımayan bir şey kap olmak özelliği de taşıyamaz.

İnsan da, bedeni ve zihinsel işlevleri ile bir kaba benziyor. İnsan, Toprak’tan yani maddeden oluşan bir yaratık. İnsan, gelişme gösterebilen bir canlı. Ama hani kapların sınırları bellidir, demiştik?

Bir Kap nasıl genişleyebilir? Metal ise ısıtılıp yumuşatılarak genişletilebilir. Peki taş veya çamurdan ise?.. Taşı esnetemezsiniz. Eğer taştan/çamurdan bir kabı kırarsak, arasını altın ile doldurup tekrar birleştirdiğimizde; Kap genişlemiş olmaz mı? Aynı Kintsugi’de olduğu gibi…

Bir Kap, sağlam halde olduğu müddetçe ve üstü kir ile kaplanmış, Örtülmüş halde değilse; kendi potansiyelini eyleme dönüştürebilir. Oysa parçalanmış bir Kap, tamir edilinceye kadar işlev gösteremez.

Kırık bir Kap, nasıl işlevini yerini getirsin ki? Bu tabii ki Kabın suçu değildir. Öte yandan kırılmadığı müddetçe büyüyemeyecektir.

Neden kendimi bu kadar hırpalıyorum? Neden parçalanmaya bu kadar hevesliyim? Oysa ben de artık kırılmamayı seçebilirdim. Belki melekler kadar saflaşıp, kendi Kap’ımı hizmete sunabilirdim. Neden İnsanoğlu olarak doğdum?

Neden kimi insanlar hiç aşık olmaz? Ne?.. Neden kimi insanlar hep aşık olur?

Kap nasıl olur da kendi kabına sığmaz? Kap kendisinin içinde mi ki, kendisine sığmasın? “Kendi” diyoruz da, “kendi” ne demek ki? Sığmayan Ne? Yoksa sığmayan “Kim”, mi demeliyiz?

“Kim” ile “Ne” arasındaki fark nedir? Neye göre bir “şey”e özne-olmak vasfını atfederiz? Canlılık ile cansızlığın sınırını kim belirliyor? Neye göre belirliyor? Bu belirleyen için de; Ne diye mi sormalıyız yoksa Kim diye mi?

Neden bu kadar çok soru var, cevaplanmamış? Her soru cevaanabilir mi ki? Su içmenin nasıl bir his olduğu sorusunu cevaplayabilir miyiz ki? Önceki yazılarımdan birinde buna benzer bir konuya değinmiştim.

“Melekler gibi olmayı isterdim” diyebilmeyi ister miydim acaba? Saf, sabit, huzurlu, asil… Fakat sınırları belli… İsteyemiyorum, melekler gibi olmayı. Hayır, melekler gibi olmayı istiyorum ama melekler gibi kalmayı isteyemiyorum. Neden?.. Anlamıyorum. Belki anlaşılmak alanına Aşkın’dır?..

İnsan, neden Aşık olur? Ben niye doğdum? Niye aşık oldum? Kime aşık oldum? Bir insan kadına mı aşık oldum? Neden aşık olduğum tüm kadınlar birbirine benziyor? Neden tüm kediler birbirine benzer? Neden herhangi bir şey, ötekine benzer?

Durun, durun. Cevaplamak için sormuyorum. Cevap almak için de sormuyoruz. Zaten cevabı “Kim” verecekti?

Neden tüm kediler birbirine benziyor? Neden tüm güzel kızlar birbirine benziyor? Neden ben  aşık olduğum kızlara benzer hale geliyorum? Benzemek istediğim için mi? Platonik aşık olduğum, o ilk aşık olduğum kıza nasıl benzeyeceğim ki? Hiç konuşmadık. Ama benziyorum. Ama tanımıyorum ki onu. Kime aşık oldum? Kime benzemeye başladım? Yoksa “Kim” yerine “Ne” mi demeliyim?

Eşitlik ile benzerlik arasındaki fark nedir? Yanlış soru. Aynılık ile benzerlik arasındaki fark nedir? Benzerlik oranı %100 ise, ona Aynısı demez miyiz? Aynadaki yansımam ile benim aramdaki fark ne? Ayna olmasa kendimi görebilir miydim?

Rüya ile Gerçekliği nasıl ayırt ederiz? İnsan neden rüyadan uyanmak ister ya da istemez? İnsan neden ister? İnsan isteyebilir mi?

Ayna’nın hangi tarafında olduğumuzdan nasıl bu kadar eminiz? Eğer Ayna’nın içindeki de düşünebilseydi, o da Ayn’ısını düşünmez miydi?

Rüya ile Gerçek, Ben ve Aşık Olduğum, Kim ve Ne, Yazan ve Yazılan; birbirine ne kadar benzer hale gelebilir? Eğer Ayn’ı olursak… Bu cümlenin devamı gelir mi ki?

O zaman sorulacak soru kalır mı? Soruların ve cevapların Ayn’ı oldukları Nokta’da, kim niye soru sora? Kime niye cevap vere? Kim, ne, neden, soru, cevap, mekan, zaman, aşık, maşuk, BİR ise; Yazı‘nın Nokta‘sıdır bu.

[04.04.2022]

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 486

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir