Kitap Yorumu, Goethe – Genç Werther’in Acıları

Genç Werther'in Acıları, sonu intihar ile biten bir aşk hikayesidir. Goethe bize aşkın sevincini ve aşkın acısını anlatır bu kitapta. Genç Werther'İn Acıları; (diğer tüm gerçek aşk hikayeleri gibi) bir aşık tarafından, tüm aşıklar için, tüm aşıklara yazılmıştır. Bu kitabın içinde, sadece aşıkların keşfedeceği/hatırlayacağı nice sırlar mevcuttur.

Kitap hakkında ufak bir özet geçerek başlayalım.

Kitap genç bir aristokrat olan Werther’in aşkını anlatır. Werher’in yazdığı “Mektuplar” şeklinde yayınlanan bu kitap, genç Werther’in yaşadıklarını onun kendi kaleminde bize anlatır.

Werther, evli bir kadın olan Lotte’ye delicesine aşıktır. Birbirleriyle benzer düşünce ve ilgi alanlarına sahip Werther ve Lotte kısa süre içinde iyi bir arkadaşlık kurarlar. Ne var ki Werther’in Lotte’ye olan aşkı da git gide alevlenerek büyür. Lotte ile birlikte olamamanın verdiği acı ile yaşamaya katlanamaz hâle gelen Werther’i bu durum, intihara sürükler.

Bu kısa özetten sonra, şahsi yorumlarıma geçiyorum.

Öncelikle aşık olmayan veya hayatında hiç aşkı tatmamış kimselerin Genç Werther’in Acıları’nı anlayamayacağını düşünüyorum. Zaten Goethe de, bu kitabını tüm aşıklara ve aşk acısı çekenlere/çekmişlere atfeder. Aşıkları sadece aşıklar anlar ve bu kitap bir aşık tarafından, aşıklara yazılmıştır.

Werther’in hikayesi, tüm gerçek aşk hikayeleri ile ortak unsurlar bulundurur. Önce aşkın ilk dönemleri ile kişiyi etkisi altına alan ve insanın aklını başından alan sevinç hâli gelir. Kişi her şeyde mâşuğunu görür: Çiçekler, böcekler, kuşlari hayvanlar, toprak ve gökyüzü; her şey aşığa O’nu anımsatır. Böylece aşık her şeyi maşuğunu gördüğü gibi, güzel görür hâle gelir. O’nun sevdiği her şey sevilesidir ve kutsaldır. Hayattaki belki de en tatlı duygu budur ve Werther de aynı şekilde, bu dönem mutludur. İçinde sıcacık bir sevinç vardır.

Tüm bu sevinç, Lotte’nin nişanlısı Albert’in iş yolculuğundan dönüp eve gelmesi ile yerle yeksan olur. İkisinin evlenmesi ile Werther artık Lotte’nin başkasına ait olduğunu kabul etmek zorunda kalır. Buradan itibaren çöküş başlar…

Albert her “aklı başında” kadının evlenmek isteyeceği türden bir adamdır. İş güç sahibidir, genel anlamda düzgün ve dürüst bir insandır ve karısını sever, Fakat tüm bunlara rağmen Werther’de bulunan ince düşünebilme kabiliyeti; felsefe, edebiyat ve sanat aşkı gibi karısında da bulunan belli “tutku”lardan yoksundur.

Bu rahat ve konforlu yaşam tarzı Lotte’nin hoşuna gitmektedir. Fakat Albert’in Lotte ve Werther’deki hassasiyet ve estetik duygusundan yoksun olması sebebi ile Lotte’ye bu tip konularda Werther arkadaşlık eder. Bu ulaşılamazlık hâli de Werther’i hem gitgide ağır bir depresyona sürükler hem de aşkını körükler.

Lotte, Werther’in kendisine olan aşkının farkındadır. Buna rağmen onunla olan arkadaşlığını sürdürür.

Ben buna resmen zulüm derim. Aşığına yüz vermeyeceği-veremeyeceği hâlde onun önünde şarkı söylemek, ona kendsini ve güzelliği göstermek; bu bir işkence değil de nedir? Hatta Werther’in küçük kardeşleri ile babacan bir ilişki kurmasına izin vermek?.. Sonunda Lotte’nin aklı başına gelip Werther’i kovduğunda ise artık çok geçtir. Çünkü Werther çoktan kararını vermiştir…

Lotte Werther’i sevse de onu “seçebilecek” cesaretten yoksundur. Aynı zamanda onu terkedebilecek cesaretten de yoksundur. Hem ve Werther’i hem Albert’i elinde tutma çabası da, trajedi ile sonuçlanır.

Albert de karısının Werther ile görüşmesini yasaklamadığı için benzer biçimde suçludur, diye düşünüyorum.

Gel gelelim Werther’e. Aşıklar, aşklarını görebilecekleri, gösterebilecekleri bir güzel ararlar. Aşığa göre maşuk – Lotte – tam anlamıyla “kusursuzdur”. Oysa ki bilinen bir gerçek şudur ki, insan doğası gereği kusurludur. Kişi, aşık olduğu bireyden uzaklaşıncai zamanla bunu farkına varır. Werther ise bir kısır döngüde kısılı kaldığı için bir türlü Lotte’den uzaklaşamaz.

Ölüm kolaydır diyemem. Fakat yaşamak kesinlikle daha zordur. Hele ki aşık olanlar için. Hayatta kalmak kolaydır fakat yaşamak ölmekten de zordur. İntihar, aşka ihanettir bence. Aşkın karşısında kendi canının değerli-eşit değerde olduğunu iddia etmektir. Halbuki aşkı hak etmeye (eğer böyle bir şey mümkün ise), sadece bedenen ölmek yeter mi? Yetmez!..

Her aşk hikayesi, aslında bir ölüm ve bir doğum hikayesidir. Her aşk hikayesinin sonunda mutlaka bir ölüm ve bir doğum olayı gerçekleşir. Genç Werther’in Acıları’nda Goethe, bu olayı literal yani gerçek anlamda ele almış.

Aşkın öldürmesi ise, pek çok kez bedensel bir ölüm değildir. Aşık olanın kişinin içinde, bir şeyler ölür. Bazen birileri ölür. Bununla birlikte doğanın kanunu şudur ki: Her ölüm bir doğuma vesile olur.

Gerçek anlam dememe takılmayın, insanın içindeki ölüm de en az bedensel ölüm kadar gerçektir. Belki de Goethe bu yüzden kitabı Werther’in intiharı ile sonlandırmıştır. Şunu ifade etmek için: Benim içimdeki ölüm de, işte Werther’in kendi kafasına kurşun sıkması gibidir. En az onun kadar gerçektir. Ben de aşık oldum ve işte böylece öldüm.

Aşık’ın, Rûh’u varlığını sürdürdüğü müddetçe, içinde bir şeyler ölecektir ve yerine yenileri doğacaktır.

Demek ki şarkıda dediği gibi:

Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş.

Kendini Aşk’ın kollarına teslim ettiğinde ise, Gerçek Aşık için artık ölüm yoktur. Sadece doğum vardır.

Yazının sonuna bir de düşünelim diye bir bilmece bırakalım: Werther’i kim öldürdü?

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 486

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir