Fikir İnşası

Bizim ürettiğimiz Eser’’lerin Seviye’sini yükseltmek için, önce kendi Nefs’imizi muhasebeye çekmemiz ve onu İlâhî öğretiler ile terbiye edip arındırarak yüksek bir seviyeye taşımamız gerekir. Şu durumda, İlmî Araştırma aynı zamanda bir nefs tezkiyesine, onun şu ya da bu derecede rafine edilmesine vesile olmalıdır.

Fikir inşasından konuşalım biraz.

Anlatı’nın da dereceleri (seviyeleri) ve kategorileri var: Yoğunluk dereceleri ve konu kategorileri. Bununla birlikte, İnsan elinden çıkan her şeyin İnsan ile alâkalı olduğunu da hiçbir zaman unutmamak lazım. Keza bilginin sınırlarını ve değerini (seviyelerini) idrak da ancak bu surette mümkün olabilir. Yani bu bağlamda Epistemoloji, Kişi’nin “varoluş biçimi” ile doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla o varoluş biçimi, yani onun Ontolojik durumu/hâli/perspektifi onun idrak biçimini etkiler ve hatta belirler.

O zaman İnsan İdrâki’nin tâbî olduğu Ontolojik Seviyeler gibi Anlatı’nın da Ontolojik Seviyeleri vardır. Bunun sebebi, Anlatı’nın “İnsan Anlatısı” olması ve İnsânî Tecrübe’den ayrı meydana gelmesinin imkânsız olmasıdır. O zaman, demek ki insan kendi İnsanlık’ını Yazı’ya dâhil etmek ise, veya en azından tüm bunların kendi perspektifinin bir tezâhürü olduğunu inkâr eder/yok sayar ise, ancak kendi kendisini kandırır. Ki bu, bir gaflet hâlidir ve dalaletin kök sebebidir.

Dalalet ise Kişi’nin düştüğü Yanılgı tuzağında giderek daha da derinleşip sapıtmasıdır. Şu durumda kişi bir yalanı kendisine varsayım, bir fikrî esas edinir ve sonuç olarak bilgide derinleştiğini sanarken sadece dalaleti derinleşir. Bu, Vahy’i kendisine esas edinmek ve Hakk’a yaslanmak yerine nefsinin hevasını kendisine yani seçimlerine esas kabul eden kişinin zavallı [pathetic] kaderidir.

Demek ki, bizim ürettiğimiz Eser’’lerin Seviye’sini yükseltmek için, önce kendi Nefs’imizi muhasebeye çekmemiz ve onu İlâhî öğretiler ile terbiye edip arındırarak yüksek bir seviyeye taşımamız gerekir. Şu durumda, İlmî Araştırma aynı zamanda bir nefs tezkiyesine, onun şu ya da bu derecede rafine edilmesine vesile olmalıdır. Aksi takdirde “nitelikli” eserler ortaya koyulamaz; çünkü Yazı da Ruh’un bir yansımasıdır.

Simyevî Perspektif

Konuya başka bir açıdan bakacak olursak, Anlatı yoğunluğunu (ve Anlatı’nın kendisini) Simyevî bir perspektif ve onun metaforları ile inceleyebiliriz.

Bilgi’nin aslî kaynağının Metafizik olduğunu idrak eden Perennial Felsefe açısından düşünürsek; İlke veya İlk Kaynak’tan elde edilen en yoğun form, bir çiçekten elde edilen esans gibidir. Yani burada esas ile esans arasında bir benzeşim kurmuş bulunuyoruz. O, bu hâliyle de çok değerlidir ve tüm sürecin başlangıcıdır. Fakat onun “yayılabilmesi” ve etrafı güzel kokularla donatabilmesi için seyreltilmesi ve belli metodlarla işlenmesi gerekir. Esansın içeriğini korumak ve onu bozmamak/yozlaştırmamak kaydı ile.

Onun “yayılması”, anlatılmasıdır. Koku, şu durumda Anlatı’dır ve özündeki esansı/esası anlatır/aktarır. Böylece güzel ve çirkin, iyi ve kötü, temiz ve pis olanı özündeki esas/esans sayesinde algılar ve ayırt ederiz.

Dışsal ve içsel iki yönü ile, Simyevî bakış açısı, olaya ve İnsan’ın üretimlerine yönelik böyle Birlik temelli bir anlayış kazanmamıza vesile olur. Bundan sonra da, konuyu bu eksende daha derinlemesine ve detaylandırarak inceleyebilir.

01.10.2026

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Makaleler: 724

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir