Bu yazı için ilham yolda yürürken geldi ve unutmamak için hemen temel birkaç kavramı not aldım telefonuma: Zekâ fetişizmi, ego enflasyonu, Emperyalist düşünce biçimi (Emperyalist zihniyet), Çöküş ve hayal kırıklığı. İşte bu Yazı’nın 4 adımı.
Akıl ve Zekâ farkından bahsetmiştik. Zekâ, tabir yerinde ise “işlem kapasitesi”dir; Akletmek ise bu Zekâ’yı doğru düzgün kullanabilmek ve onun dizginlerini elinde tutabilmektir. Akl, “bağlamak” anlamına da haizdir ve “Zekâ’yı Neden’lere bağlayan meleke” olarak da belki tarif edilebilir.
Günümüzde ise kıyas manyaklığı ve zekâ fetişizmi Emperyal düşüncenin/zihniyetin en temel yapı taşlarıdır. Rekabet çılgınlığı bunlardan türer ve sistemi tasarlayan satanist zihniyetin bununla çok net bir amacı vardır: Yetenekli insanları kibir, hırs ve açgözlülük tuzakları ile devşirmek, kendi sistemleri için birer çark hâline getirmek. Bunu eleştirmek modern zihniyetin ve özellikle mühendislik fakültelerinin tabusudur. Gelin şimdi onu yıkalım.
Esasen Emperyal sistemin insana sunabileceği hiçbir mânevî tatmin yoktur. Zaten kökeni satanizm olan bir sistemden başka ne beklenebilir ki? Tabii ki bu sistem kendisini direkt bu şekilde sunmaz/tanıtmak. Daha ziyade kendisini (yavaş içirilen bir zehir gibi) toplumun eğitim/yetiştirme/kültür sistemine entegre eder, sinsice sokulur. Şimdi Zekâ ve Dehâ kavramları halkı birbirine kırdırmak için kullanılır. Ölçümü puanlarla yapılır. Puanı düşük olan aşağılanmaya, yüksek olan ise hasede maruz kalır. Müfredâtı aşanın ise vay hâline! Çünkü Metafizik İlke’lere dayanmayan bir müfredat kısıtlayıcı ve hapsedicidir. Eğer birisi gereğinden fazla yetenekli ise, gene ortalama olanla aynı yere konulur, artan yaşam enerjisi de iblisin kârı (sömürüsü) olur ya da işini yapmayanların telâfisi olur. Böyle bir sistemde tapınılan kelime Normal’dir.
Peki ya aile? Aile’ye ne oldu?
Bunu 3 açıdan inceleyelim. Kıyas manyaklığı, zekâ fetişizmi ve rekabet çılgınlığı birleşince az, orta ve çok zeki görülenlerin hâli ne olur? Alt kesimde olan haset eder, ortalama olan kendisini çok zeki gösterme gayretindedir, gerçekten zeki olan ise Emperyal sistem tarafından sömürülmek istenen kesim hâline gelir. İnsanların sürekli birbirleri ile kıyaslanması kalp kırar, ebeveyn evlat arasında kavga çıkar, bireycilik artar, insanoğlu köleleşir.
Peki ya hayal kırıklığı? Şimdi görüyoruz ki, makineler (Yapay Zekâ) o çok methedilen “kıyaslar sisteminde” insanlardan çok daha yüksek “performans” sergiliyor. O zaman insanların artık İnsan olmanın ne anlama geldiğini düşünmesi ve Rabbine yönelmesi gerekmez mi? Görmüyor musunuz ki, ey okuyan arkadaşlarım, sizi işe alan milyarderler için makineden farkınız yok. Zaten en başından beri, problem bir zekâ sorunu değil bir akletmeme ve Vahy’e kulak kapama sorunudur. Sorun makinede zekânın belirişi değil, insanoğlunun aklını ve ruhunu yitirişidir. Üstelik bu akıl tutulması nasıl bir şey ise, kıyas manyaklığı sonucunda insanoğlunun kendisini YZ ile kıyaslayıp Değersizlik Kompleksi’nin tetiklenmesine yol açıyor. Bir yandan, rasyonalite putuna tapanlar da “kıyas”ta ezilerek varoluşsal bir kriz geçiriyorlar; hatta – çünkü hangimiz krizlerden geçmiyoruz ki – bu putlarının altında eziliyorlar. İnsan olmanın ancak Allah’ın Ruh’u(ndan nefyetmesi) ile mümkün olduğunu hatırlayalım. Değilse İblis de bir dehâ idi, ama o kovulmuştur ve yeri cehennemdir.
İnsanlar, Dünya’yı mahvedenin büyük felâketler olduğunu sanıyorlar. Oysa o, sizin her gün isyan etmediğiniz konfor ve kâr/çıkar odaklı bir sistemdir. Kırılan kalplerin ve dökülan kan ve gözyaşının toplamıdır. Peki o sırada, Sen neredeydin?
06.09.2026