Kur’an ayetlerinin çevirisi ve farklı/çeşitli dillerdeki ifadesi hakkında düşünüyorum. Bilindiği gibi Kur’an Arapça indirilmiştir. “Şüphesiz Biz, onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik; umulur ki akledersiniz” (Yusuf/1) Ve aynı zamanda bu haliyle eksiksizdir.
Ne var ki onun farklı dillerde de okunabilmesi için, mealler yani hazırlanır ve bu çeviri/meal yazımı sürecinde oldukça çok özenli ve temkinli olmak gerekir. Anlam kaymalarına ve/veya anlam kayıplarına sebep olmamak için bu elzemdir. Ne yazık ki pek çok çeviri denemesi için, bunların hatadan ârî olduğu da, asgari bir minimum çeviri kalitesini karşıladığı da söylenemez.
Önerimiz şudur ki, temkin ve tedbir gözetilerek, metodolojik ve Kur’an araştırmasına dayalı bir çeviri-yazım zihniyeti gereklidir. Bu da her şeyden önce, Kur’an’ın içsel olarak anlaşılmasını ve çeviri-yazım faaliyetinin de onun rehberliğinde yani Kur’anî temel değerler esas alınarak gerçekleştirilmesini şart kılar.
Özellikle bu konuda dikkat çekmek istediğim bir mesele, “Kelimelerin Hiyerarşisi” de diyebileceğimiz, mânevî (anahtar) kavramların özel durumunu ifade eden şeydir. Yani, Kur’an’da çok yönlü anlam zenginliğine sahip olan ve bu sebepten (anlam-kayması veya anlam-kaybına/bozulmasına yol açmamak için) orijinal formları özenle incelenmesi gereken kavramlar vardır. Allah’ın (İlâhî) İsimleri de bu kategorinin başında yer alır.
Mesela; haşyet ve korku aynı şey değildir, ölmek ile ölümü tatmak (nefsin ölümü tatması) aynı şey değildir. Furkan, Kur’an ve kitap kelimelerinin hepsi sadece “kitap” olarak çeviri ile karşılanamaz. Demek ki Kur’ânî kavramlar, gene Kur’an’ın Ruh’una ve okunuşuna tâbî olunarak, Besmele ile yani kendilerini ortaya çıkaran Kaynak’ın hatırlanması ile okunmalıdır. Bunu yapmanın, en azından dilsel ve aklî yolu, o kelimenin etimolojisinin yani kök anlamlarının incelenmesidir.
Pek çok durumda ise, en azından ben kelimenin orijinalinin – eğer bu bir anahtar-kavram ise – okuyucuya olduğu gibi verilmesini oldukça temkinli (bir tavır olarak görüyorum) ve oldukça yerinde buluyorum. Keza Vahy’in Çok Yönlülüğü o Kelime’de mahfuz, sırlanmış hâldedir. (Dolayısıyla çevirmenin, çeviri-yazarının algı ve anlayışına yönelik bir yorum katması Kelime’nin anlamını o çevirinin çerçevesine hapseder.)
Bunun yanı sıra eklenebilecek bir diğer yöntem de, kelime köküne sâdık yapılmış bir çevirinin parantez içinde verilmesi veya çevirinin yanında orijinal kelimenin parantez içinde sunulmasıdır. En azından ben, bunu anlayış açısından daha sağlıklı buluyorum. Hem bu, çeviri-yazarının kendisini daha “hesap verilebilir” ve şeffaf bir şekilde konumlandırmasını sağlar. Yani, yazar şunu diyebilir: “Ben kendi beşerî anlayışım dâhilinde, bu ayetteki şu kavramı [filanca sebep]ten ötürü bu şekilde çevirdim. Fakat kavramın (anlam) zenginliğini kısıtlamaktan Allah’a sığınırım.”
Şu durumda, Okuyucu da özel mânevî kavramlar hakkında tefekkür edebilir ve belki çevirmenin de farkına varmadığı, veya o çevirinin (belki de tefsirin) bağlamına aşkın bir mânâ keşfedebilir. Çünkü Allah onun kalbine, o kişinin fıtratı ve hâline, onun dünyasına yakışan yeni bir ilham bahşedebilir.
Bu sebeplerden ötürü, kişinin anahtar nitelikteki mânevî kavramların/kelimelerin orijinalini/orijinalitesini gözetmesi gerekir.
03.10.2026