Gördünüz mü (para putu) Lat’ı ve (güç putu) Uzza’yı?
Diğer üçüncüsü (şans putu) Menat’ı?
Erkek size, dişi O’na mı?
Öyleyse bu insafsız bir taksimdir (paylaştırmadır).
Bu isimler, sizin ve atalarınızın isimlendirdiği isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar için hiçbir yetkilendirmede bulunmadı. Onlar yalnızca zanna ve nefslerinin hevasına uyuyorlar. Oysaki onlara Rabb’lerinden hidayet gelmiştir.
Necm Suresi 19-23. Ayetler
Göksel İnsanların [Celestial] sırlarından söz edelim. Aslında Gök Soylu Kişi, sırlarını “saklamak” için herhangi bir çaba sarf etmez. Tam tersine, o bu konuda özel bir aksiyon olmaksızın bekler (cem ile sabreder), Lao Tzu’nun deyişi ile “eylemeden eyler”. Bu, aynı zamanda Kur’an’da “O, Gayb konusunda cimri değildir” (Tekvir/24) ayet i kerimesi ile de anılır. Yani aslında bir Göksel İnsan [Celestial], bilinmeyeni beşere anlatmak konusunda cimri değildir ve/veya onu hususen kendisine saklama derdinde değildir. O zaman bu sırlar nasıl/neden saklı kalır?
Buna, aynı yere varan 3 cevap verebiliriz, ki bunlar aslında tek bir cevaptır: 1) Anlatılması mümkün değildir. 2) Kimse ona (Göksel Kişi’ye [Celestial’a]) soru sormuyordur. 3) Kimse (yani halk) onda herhangi bir değer görmez. Dolayısıyla Göksel Kişi, yalnızlığı ile baş başadır ve sırlarını paylaşacak birini bekler. Ama kimse bir harabede ikâmet eden bu kişi hatırlamaz, bilmez, bulmaz… Böylece Göğün Sırları, o [Celestial] Kişi hiçbir saklama çabası göstermeden saklı kalır.
Keza bunlar halka hitap etmez: Onların heva ve heveslerini tatmin etmez, para kazandırmaz, şan-şöhret-iktidar getirmez (bilakis kişiyi halkın gözünde kınanır hâle getirir), şehvetini ve arzularını tatmin etmez… Kısacası; avamın ve halkın istediği aşağılık şeylerin hiçbirini getirmez ve hatta aşağı olanı kovabilir de. O zaman da, tüm Bilgi ve İlâhî Sırlar meydanda sırlanmıştır, yani ortadır ammâ, kişinin onu görmek/bilmek için kendi nefsi ile cehd etmesi (mücadele etmesi) gerekir.
Dünya hayatından başka bir şey istemeyen, zikrimizden yüz çevirenlerden sen de yüz çevir.
Onların bilgi düzeyi bu kadardır. Rabb’in, kimin kendi yolundan sapmış olduğunu bilir ve O, hidayet üzere olanı bilir.
Ve Allah’ındır göklerde ve yerde olan her şey, kötülük edenlere yaptıklarının karşılığını vermesi ve güzel davrananlara güzellikle karşılık vermesi için.
Necm Suresi 29-31. Ayetler
Sırları çalmak isteyen şeytanlar ve iblis kudurur. “Neden bulamıyoruz onu?!” der. Keza onlar Bilgi’nin ne olduğunu da bilmez, dolayısıyla neden bilmediğini de bilmez. Kur’an’ın dediği gibi “…bu size haramdır.”
Aslında (İlâhî) Sırlar, Gök’teki Yıldızlar gibidir. Bunlar, Rabbinin Kerîm ism i şerifi tecellîsi ile o kadar cömertçe saçılmış/sunulmuştur ki ancak bir zâlim bunu inkâr edebilir. Fakat onları görebilmek için Geceleyin Okuyanlardan olmak gerekir, yani onlar ancak Gece’nin örtüsünde/karanlığında fark edilir. (Başını kaldırıp bakmayan zaten göremeyecektir.)
Gece bir bakımdan da Cehâlet’in remzidir ve belki şöyle bir yorum yapılabilir: Yıldızlar misali İlâhî Sırlar da ancak Gecenin Karanlığı yani Kişi’nin kendi Cehâlet’ini idrâk etmesi ile görünür hâle gelir.
İşte böylece Göksel İnsan, sırların/pırıltılarını/necm’leri (Settar İsmi’nin tecellîgâhı olan) Gece Örtüsü’nde taşır.
09.09.2026