Hakk’ın velîleri, halkın imtihanıdır. Bu, halkın yetim hakkı ile imtihan edilmesine benzer. Bu o kadar ciddi/hassas bir meseledir ki, Allah bunu toplumların helâk ediliş sebepleri arasında sayar. Zulüm ile yan yana anılan meselenin – yani birlikte anılmalarının – hikmeti şu olsa gerektir: Allah, bizim/sizin herhangi bir maddi/nefsânî çıkar edinmeksizin, masum ve güçsüz (görünen) bir cana nasıl davrandığımıza bakar; çünkü ancak bu durumda kişinin asıl yüzü ortaya çıkar, yani (görünürde) herhangi bir tehlike/ceza söz konusu olmadığında. Hâlbuki “Allah sadırlarda olanları bilir.” (Âl-i İmran/119)
Benzer bir durum, İnsan-ı Kâmil’in Kelâm’ı ve Kitap’ı için de söz konusudur. Bunları hor gören de yetimi hor gören gibidir, hatta bizzat odur! Çünkü İnsan-ı Kâmil’in (Hz. Peygamber’in) de Kelâm’ı ve Kitap’ı nefsânî heva ve hevesler taşımaz. “O hevasından konuşmaz.” (Necm/3) Şu durumda, [Celestial] Göksel İnsan kimseyi helâk etmez ammâ o Hakk’ın denetçi memuru gibidir. Allah toplumları, ona olan tutumları ile sınar ve zalimleri helâk eder.
Ne var ki halkın İnsan ı Kâmil’i tanıması, (o kendisini tanınır kılmadığı takdirde) imkânsızdır. Çünkü dışarıdan bakınca onun sırada bir insandan farkı görülemez. Ki bu da imtihan sırrı gereğincedir. O zaman halk için tek çare ve tek doğru yol genel bir saygı tutumudur, yani herkese karşı aynı Hakkânî-ahlâkî değerler ile muamele etmektir. Dosdoğru yol işte budur.
O zaman denetçilerin aramızda yürüdüğünü unutmamak gerekir. Zaten, denetimin farkına varılsa, bir anlamı/değeri kalmazdı; çünkü o ânda münâfıklar gözlemlendiği ânda tavır değiştiren elektron gibi tavırlarını değiştirirdi. “Bu, Allah murdar olanı (toplayıp) üst üste yığsın ve hepsini topluca cehenneme atsın diyedir.” (Enfal/37)
11.09.2026