Bir önceki yazımızda (bkz.: Antik Piramit ve Tapınak Muhafızları Sembolizmi), günümüzden başlayıp Kadim olana doğru mekik dokuduk, yol aldık ve Antik Mısır havasını buraya taşıdık. Bunun bir sebebi de, modern çağın bizzat modern felsefi/düşünsel problemleri açıklamaya destek olacak mânevî/sembolik “dayanak”lardan yoksun oluşudur. Başka mânevî sebepler de sayılabilir; bunlardan birisi de Antik Mısır’ın ilk olarak Enbiya (Nebiler sülalesi) tarafından kurulup İnisiye-Kral geleneğini uzun süre yaşatmış olmasıdır. Dolayısıyla onlar İlâhî Sırları, Medeniyet’lerine de nakşetmişlerdi. Yozlaşma devirlerinden öncesini kastediyoruz tabii… değilse Hz. Musa’nın isyan ettiği firavun, bizim bahsettiğimiz devrin adamı değildir. Bilakis, İlâhî Sırların taşıyıcısı, emânet edildiği kişi, aşikârdır ki Hz. Musa olmuştur. Sonra Hz. İsa ve Hz. Muhammed.
Halkın sandığının aksine, bu Dünya’nın (Âlem’in) mâneviyatı ve maddiyatı birbirinden ayrı değildir. Ve gene, Tarih denilen şeyin maddi/politik ilişkilerden ibâret olduğunu düşünenler de gaflet içindedir. Aslında, tek gerçek Tarih, İnsan-ı Kâmil’lerin Tarih’idir. O da bir Aşk Hikâyesi’dir. Keza, zaten İnsan-ı Kâmil’in terk ettiği yerde Selâmet ve Huzur bulunmaz, ancak kan ve zulüm olur. Allak korusun! “Allah zalim bir kavmi hidâyete erdirmez.”
“İnsan-ı Kâmil’lerin Tarih’i” ifadesini açıklamak zor. Fakat eğer Enbiya üzerinden düşünürsek, bunun Âlem’in ve Dünya’mızın mânevî tekâmül süreci/hikâyesi olduğunu söyleyebiliriz. Tüm bunlar, Kur’an’da apaçık şekilde anlatılmaktadır; fakat insanların (beşerlerin) çoğu, ortada bir kıyamet kopmadan – daha doğrusu “sıra onlara gelmeden”, çünkü her ân kıyametler zaten kopmaktadır – “Allah’ın bize şâh damarımızdan yakın olduğunu” idrak etmiyor (inkâr ediyor). İnsan’ın, Ra’yı kalbinde yaşatması gerekir; işte böyle bir İnsan’ın da attığı her adımda Ra’nın İzleri’ne rastlanır. Biz, nâçizâne öğrenebildiğimiz kadar, Hz. Peygamber’den bunu böyle öğrendik.
Son Nebi’den böyle öğrendik. Yani mesele Ra’yı kalbinde yaşatmaktır, değilse O’nu suretlerle kısıtlamak değil. Tabii ki, suretler O’nun Güzellik’ini ve İhtişam’ını yansıtır; ama bu da güzellik ve ihtişamı nefslerine mâl edenlerin ortaya çıkmasına yol açma riski taşır ve (tarihten gördüğümüz kadarıyla buna) yol açmıştır da. O yüzden biz orta yolu tutuyoruz ve (kıyafette) abartıdan kaçınıyoruz. Hâlbuki kalbinde O’nun Güzellik ve İhtişam’ını istediğin kadar yaşatabilirsin. Sanat ile hayâlini dilediğin kadar Vâsi hâle getirebilirsin. Sen, içinde Kâbe’yi tesis edebilir, Mısır’ı da Kudüs’ü de Stonehenge’i de taşıyabilirsin. Dışarısı büyük, ama İçerisi neden ufak olsun?
(Bilimkurgu Dr. Who dizisinden) Zaman Lordu Dr. Who’nun dediği gibi: “It’s bigger on the inside.” [“İçerisi daha büyük.”]
11.08.2026