Arz’dan Gökler’e Yöneliş

Arz’dan Gökler’e Yöneliş

O ki Arz’ın cem’ini (toplamını) sizin için yarattı. Sonra O, göğe istiva etti; onları yedi gök halinde düzenledi ve O, her şeye Âlim’dir.

Bakara Suresi 29. Ayet

Arz’dan Gökler’e Yöneliş nedir?

Kur’an’da, Allah’ın önce Arz’ı yarattığı ve sonra Gökler’i (Semavât’ı) yarattığı kelâm edilir.

Bir yazılım projesi üzerine çalışırken, soyut fikirleri yazılım gerçekliğine indirmeye çalışıyordum. Fakat bazı teknik kısıtlarla karşılaştım. Özellikle YZ destekli kod yazımında, sanki sadece ilkeleri verip sağlam bir çıktı alabilirmişiz gibi bir Yanılgı oluşabiliyor. Günümüzde yaygın problemlerden birisi. Halbuki, teknik gerçekliklerin temelden anlaşılması ile Yazı’nın/Yazılım’ın inşa edilmesi gerekir.

Bu sıralarda, Kur’an’daki ayet (Bakara/29) aklıma geldi. Allah, önce Arz’ı yarattı ve sonra Semavât’ın yaratılışına yöneldi. Yukarısı ve Aşağısı, Arş ve Arz, bir yorum ile şu ikili kavramlara yönelik bir mecaz/teşbih gibi de düşünülebilir: Soyut-Somut, Nitelik-Nicelik, Logos-Materia vb… O zaman, şu şaşırtıcı gerçeklik ile karşılaşırız: Biz öncelikle, “(mecazen) Arz’ın katı gerçekliği” ile yüzleşiyoruz, ki Kodlama/Yazılım Alanı itibariyle bu, 0 ve 1’lerden başlayan teknik gerçekliğe işaret eder. Yazılım da bir Yaratıcı Faaliyet Alanı olduğu içindir ki, Yaratıcı’nın kendi işleri hakkında ettiği Kelâm’ından feyz alıp, kendi yaratıcı faaliyetlerimize yönelik öğüt alabiliriz. “(Ve ma hüve illa zikrun lil âlemin.) Ve o, Âlem için bir zikirden başka bir şey değildir.”

Fakat her şeyden önce, biz Yaradılış’ın ne olduğunu ve nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz. Öncelikle modern eğitim sisteminde, genesis/doğuş metafiziğine dair hiçbir bilgi yok. Aksine, modern kozmoloji bizi neredeyse “uzay boşluğunda asılı hâlde” bırakıyor. Yani bizler, modern insanlar olarak, Yaratılış’ı hayalimizde canlandıramıyoruz. Üstelik bu (merkezsiz) modern kozmoloji anlayışı o kadar içimize sinmiş ki, Kur’an’da apaçık şekilde önce Arz’ın sonra Semavât’ın yaratıldığı söylense bile, bu ayeti neredeyse yok sayıyoruz.

Halbuki Geleneksel Kozmoloji, Evren’i sadece katı bir madde yığını olarak düşünmez; o, bir Amaç ve Sebep üzere yaratılmış bir Ayet’tir ve İnsan denilen en yüce ayete işaret eder. Yani, Metafizik’i içerisinde barındıran, ondan meydana gelen Geleneksel Kozmoloji – ki Kur’an bunu zaten kapsamaktadır – bize aynı zamanda bir “sembolik düşünme imkânı” tanır. İşte eğer Yaratılış’ı okuyup, (Aslî) Yaratıcı’nın işlerini öğrenip, ondan feyz alırsak, kendi Yaratıcı Faaliyet’lerimize de Yaratılış’ın İlke’lerini uygulayabiliriz. O zaman, Arz’dan Semavât’a, yani maddi gerçeklikten İlâhî İlke’lere yönelmiş oluruz. İşte bu, Orijinal Yaratıcı olan Allah ile tam bir uyum içerisinde olmakla birlikte, Kur’an Ahlâkı’dır.

Fakat insanoğlu, kendi Yaratıcı Öz’ünün kadrini bilmiyor, ve Aslî Yaratıcı’nın mükemmel bir aynası olabileceğine inanmıyor. Bir dostumun dediği gibi: “Allah kendini ispata muhtaç değildir, iman bekler.”

Yukarı’dan Aşağı Nazar Ediş

Allah’ın önce Arz’ı yaratması, İlâhî Logos’un Materia’ya yönelişi/nazar edişi ile en baştan başlayan bir yaratılış süreci olarak düşünülebilir. Yani, Allah zaten her şeye Âlim’dir; fakat O, İlm’ini Arz’a yönlendirir ve Logos’taki İdea’ya varıncaya kadarki tüm Süreç, Zaman (Meleği) ile izhâr olur. O’nun Arş’a istiva etmesi demek, (belki de) en yüksek mânevî mertebede konumlanması ve buradan yarattıklarını gözetmesi demektir. Tabii ki bu, O’nun “fiziksel konumu” gibi düşünülmemelidir; daha ziyade burada anlatılmak istenen, zannedersem O’nun her şeyin yaratılışının Sebep’i ve Amaç’ı konumunda olmasıdır.

Bunu Yazılım Mimarisi/İnşası fikrine tevil edersek, Yazılım inşa edildikten sonra, amaçlanan ve yazılışın sebebi konumunda olan İdea’da/Fikir’de/İlke’de kendimizi konumlandırırız ve yazılmış sistemi buradan gözetiriz. Bu, tüm alt düzey bileşenlerin cem’ine/toplamına, yüksek bir soyutlama düzeyinden bakmamızı ve onu bütüncül bir Amaç/Sebep üzerinden görmemize olanak sağlar. İşte bu, Allah’ın Yaratılış’ında feyz alarak öğrenebileceğimiz bir Yaratıcı Faaliyet bilgisidir. Ve Allah her şeye Âlim olduğu için, bu bahsettiğimiz İlke de çıkarımsal olarak tüm diğer İlmî (Yaratıcı) Alan’lara da uygulanabilir. (Yani sadece Yazılım Alanı ile kısıtlı değildir.) Ama işin o kısmını, her ilmin kendi âlimine bırakıyoruz. Burada bahsettiğimiz genel Ontoloji (Yaratılış) ve onun bir Epistemik Örneği’dir (Yazılım).

Yeni Bir Dünya Başlangıcı

Allah, düşmüş değildir. O’nu her türlü eksiklikten tenzih ederiz. “De: Allah, Ahad’dır, Allah Samed’dir, doğmamış doğurulmamıştır, ve O’nun bir eşi benzeri yoktur.” (İhlas Suresi) O’nun yaratılışa Arz’dan başlaması, Arz’ın cem’ini/toplamını halk etmesi İnsan içindir. (“Düşen” insandır yani.) İşte, hikâyesine en baştan/en aşağıdan başlayan insandır. Demek ki, doğumumuzdan öncesini unutan biz insanlar, Sıfır’dan tekrar başlarız; ve Gökler’e, İlâhî İlke’lere, İlm’e ancak içinde bulunduğumuz bu Dünya’dan hareketle yol alabiliriz. Bu açıdan, Allah’ın Dünya’yı yaratışının hikâyesi ve ilkeleri ile, İnsan-ı Kâmil’i yaratılışının hikâyesi oldukça benzerdir. Dolayısıyla, İnsan ve Dünya birbirine çok benzer ve birbirinin aynasıdır. Bu yüzden, birisini çok sevdiğimizde ona, “Sen benim Dünyam’sın” deriz.

İşte böyle bu işler…

17.06.2026

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 704

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir