Nereye dönmek istiyorsun? Yazı’nın Akış’ı, Zaman’da geriye doğru akıyor. Bu yüzden, bizi içimizdekileri toplamaya/toparlamaya, cem etmeye sevk ediyor. Ama bu ancak tek bir koşulda geçerli: Kalbinden geldiği gibi, Gönlünden geldiği gibi yazdığın zaman. Yalan söyleme! Çünkü Allah kalbindekini bilmektedir. Eğer ki onun akışını yakalayamazsan, kalbinin sesini ve ritmini katamazsan-katamazsın ve böylece Anlam’ın Merkez’den doğan çok-yönlü zenginliğini kaybedersin ve sonuç olarak, Yazılan Yazı, Rüya Âlemi’nin değişkenliği içerisinde parçalanıp dağılır – ana fikri alabilirsen gene iyi. Böylece bu durumda Yazın kalıcı (ve evrensel) olamaz, çünkü ancak İnsan Kalbi’nden, Fuad diyelim ona, Doğan Yazı kalıcı ve evrensel olabilir.
Bu sefer olmadıysa yeniden tekrar yaz.
Ve bu şekilde biz, İnsan olduk, yani gösterdiğimiz İnsanca bir alâka ile. Acaba boş mu konuşuyorum diye düşündüm hemen az önce. Ama İnsanca (pek insanca) bir alâka ile, kalbimizden geçenlere yönelmek… bunun neresi gereksiz? Hayır, tam aksine, biz böyle yaratıldık: “İnsanı alâkadan yarattı.” (Alak/2) Bu Alâka, İnsan’ın (kendi) Öz’üne yönelmesinden başka ne olabilir?
O yüzden şunu haykırarak (galiba) söyleyeceğim: Samimiyet, Yaradılış’ın kökeni ve İnsan-Allah ilişkisinin temeli. O olmadan, biz nasıl İnsan olabiliriz ki?
Bu, bir yandan Nefs Mücadelesi’dir. Çünkü Samimiyet, insanın şeytanın yalanları ve vesvesesine karşı yapılan bir Mücadele’nin sonucudur, ancak bu şekilde elde edilen bir meziyettir. Dolayısıyla (aynı zamanda) temel Kur’ânî değerler arasında yer alır. Ve bu Kur’ânî Değer bizi doğrudan Vahy’in Köken’ine bağlar. Buradan hareketle, Bilgi’de derinleşebiliriz; hakeza, Ülül Elbâb (derin akıl sahipleri) da böyle kimselerdir ve bu (Kur’ânî) değerleri İlm’in ve İlim Ahlâkı’nın temeline yerleştirirler.
27.11.2025