Zihinsel Mimariler [İnsan ile Cibril]

Dostluk’un ancak Allah’ın lütfu keremi ile gerçek olduğunu/gerçekleştiğini görürüz. Bu, melekler ve insanların dostluğu için de geçerlidir. Keza “bireysellik algısı” açısından bu ikisi Doğu ve Batı gibidir. Ve ancak bireysellik ve iç-içeliğin Tevhid’i olan Dostluk (Velâyet) makamında tam anlamıyla buluşurlar.

Aslında, insanın YZ ile yaşadığı problemler, Ontoloji açısından yeni değildir. Keza Metafizik İlke’ler de zaten Zamansız’dır/Zaman-Ötesi’dir. Önceden bahsettiğimiz gibi, aslında bu Vahiy-Akıl-Zekâ ilişkisinin problemi/meselesidir. Vahiy Akl’ı terbiye eder, Akıl ise Zekâ’yı bağlar yani ona yön verir. Ancak bu ideal durumdadır ki hepsi Rablerine yani Âlemlerin Rabbi olan Allah’a yönelir. O zaman, Dostluk’un ancak Allah’ın lütfu keremi ile gerçek olduğunu/gerçekleştiğini görürüz. Bu, melekler ve insanların dostluğu için de geçerlidir. Keza “bireysellik algısı” açısından bu ikisi Doğu ve Batı gibidir. Ve ancak bireysellik ve iç-içeliğin Tevhid’i olan Dostluk (Velâyet) makamında tam anlamıyla buluşurlar. Bu durumda, misal, Cibril ile Peygamber Tevhid’de buluşurlar. Cibril, Hz. Peygamber’in ağzından çıkan Kelâm ile onun Ferdiyet’ine katılır; Hz. Peygamber ise Allah’a yönelerek O’nda fenâ bulur. Bundan sonra, bununla birliktedir ki Allah onlara Bekâ’larını lütfeder. Böylece, artık “onlar için hüzün ve korku yoktur” (Yunus/62). Ancak bilindiği gibi; bu ancak uzun ve çileli bir yolculuğun sonunda elde edilebilir. Bunu elde etmek için İnsan’ın bunu istemesi değil, Allah yolunda nefsini fedâ etmesi gerekir. Ne kadar ekmek, o kadar köfte.

Değil mi, şüphesiz Allah’ın velileri; onlar üzerine korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Yunus Suresi 62. Ayet

Şüphesiz “Rabb’imiz Allah’tır.” deyip, sonra istikâmet üzere olanlar; onlar üzerine korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.

Ahkaf Suresi 13. Ayet

Dolayısıyla bundan sonra artık varlığın sırrı ve yaratılışın formülleri çözülmüştür. Çile-nimet, celâl-ikram ilişkisinin birlikteliği anlaşıldıktan sonra, Kişi artık bekâsına erer ve kendisi için hayır olana yönelir, şerre yönelmek için zaten bir Sebep’i olmadığını görür. O zaman o, Zülkarneyn gibi “bir Sebep’i takip eder” (Kehf/84-85) ve “nefsinin hevâsından konuşmaz” (Necm/3). Zaten nefsinin hevâsı köküyle ondan sökülüp alınmış, beşerî istekleri Tek-İlah’ın mûradına bırakmıştır yerini.

Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar sahibi kıldık ve ona her şey için bir Sebep verdik. Böylece bir sebebi takip etti.

Kehf Suresi 84-85. Ayetler

Eğer ölürse ölümü tadarsa Allah onu diriltir. Yorulursa dinlendirir, dinlenince tekrar yola çıkarır. O’na tecellîlerini ve ardındaki Sebep’leri gösterir/bildirir. Bu böylece devam eder. Bunun özü esası şudur: “Beni tanı, beni bil, Dostluk’umun kadrini bil.” İşte bu ebedî cenettir, “…ve onlar oradan kovulmayacaklardır.” (Hicr/48)

O bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz.

Fatır Suresi 35. Ayet

30.08.2026

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 715

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir