Bireyleşme İlkesi [Principium Individuationis]

Bireyleşme İlkesi, sadece özel beşerî varoluş koşullarından ziyade, Ontolojik bir İlke’yi ifade eder. Tecelli sürecinde, Nitelik’ler Nicelik’e yansır; yani Logos, Materia’ya Şekil verir.

Şimdi de, Prima Materia ve İlâhî Logos ile alâkalı olan Bireyleşme İlkesi’ne [Principium Individuationis] değinelim.

Burada, Bireyleşme İlkesi, sadece özel beşerî varoluş koşullarından ziyade, Ontolojik bir İlke’yi ifade eder. Tecelli sürecinde, Nitelik’ler Nicelik’e yansır; yani Logos, Materia’ya Şekil verir.

Asl’en, Logos’un barındırdığı Nitelik’ler, her ne kadar bunlardan çoğul gibi bahsetsek de, belirli bir çokluka sahip değildir. Misal; Kare’nin İdea’sı, tektir. İdeal tek Kare bulunur. Zira bu Kare, Logos tarafınca Hafıza’da muhafaza edilmektedir (korunmaktadır/saklanmaktadır/barınmaktadır). Bu minvalde, esasen Kare’nin İdea’sı, “tezâhür etmiş” değildir, yani “maddeselleşmiş, Materia’ya bürünmüş” değildir. Nicelik, Materia’nın özelliği olduğundan (ki Prima Materia’nın Varlık’ın tamamen Nicelik yönü olduğunu söylemiştik), Saf Nitelik Olan için, çokluktan bahsedilemez. Misal; nasıl şu anda önümde duran masa gibi pek çok masa olsa da, “masa” kelimesi, bir İdea olması bakımından, tektir; dört harften oluşur ve belirli bir tanımı vardır. İşte bunun gibi “Kare’nin İdea’sı tektir.” deriz, isimi ve tanımı belirlidir.

Peki, bir kâğıda bir kare çizdiğimde ne olur?

O zaman Kare’nin İdea’sı, yani Logos’un barındırdığı Nitelik, Materia’ya yani bu örnekte kâğıda aktarılarak tecelli eder. (Prima Materia değil fakat Materia ifadesini kullandık, keza “kâğıt” da belirli bir Nitelik’e sahiptir ve Materia Secunda’dan türetilmiştir. Fakat, bu Varlık Manzarası’nda, Varlık’ın Materia yönünü temsil eder.) Açıkça görebiliriz ki, kâğıt, “çizilen Kare’nin kendisi” değildir. Fakat o, sadece bir Tecelli Ortamı’dır. Kare’nin tezahür etmesine vesile olur, böylece Kare görünür bir kare halinde açığa çıkar. Bu durumda, Nitelik’in “bireyleştiğini” söyleriz, yani artık sayılabilir ve görünürdür. İşte bu hakikat Bireyleşme İlkesi [Principium Individuationis] olarak, Ontolojik bir İlke olarak ifade edilir.

Aynı zamanda, Bireyleşme İlkesi, cümle varlıkta gözlemlenebileceği gibi, beşerî varoluş koşullarında da gözlemlenebilir, ki biz de bu koşulların içerisinde bulunduğumuz için, bizi özellikle bu durum ilgilendirir. Varlık’ın tecellisinde, İlke diğer varlıklara olduğundan farklı tecelli ettiğinden değil; fakat içinde bulunduğumuz yegâne durum bu olduğu için.

Antik Simyager’lerin de dediği gibi, “Aşağı’daki Yukarı’daki, Yukarı’daki Aşağı’daki gibidir. Birlikte Tek-Bir İş’in mucizesini gerçekleştirirler.”. Bu minvalde, Bireyleşme Süreci, kendi varoluşumuz üzerinde Bireyleşme İlkesi’nin gerçekleşmesi demektir ki, bu da ancak Üç Kitap’ın birlikte/Birlik’te okunması ile mümkündür.

Üç Kitabı Gözlemek’de söylediğimiz gibi; dönüşmek bilmek, bilmek dönüşmek demektir. Böylece değersiz bir metal parçası gibi sıradan bir Materia’ya benzeyen beşerî varoluşumuz, dönüşür, yücelir, arınır; ve üstün kimyevi özelliklere sahip saf altın gibi, İlâhî Logos’un Nitelik’lerinin, yani isim ve sıfatlarının tecelli ettiği, Kemal’e ermiş İnsânî varoluşa dönüşür.

Tasavvufî bir ifade ile, “Rahman’ın Rahmânî Nefesi ile Rahim’den tecelli ettiği”ni de söyleyebilirdik. Allah ise, tüm isim ve sıfatların sahibi olup, Rahman Rahim Olan Yaratıcı’dır.

İşin latifesi ise odur ki, bu Büyük (Dönüşüm) İş(i) [Opus Magnum], yani bir İnsan-ı Kâmil’in yetiştirilmesi ancak Kâmil bir Mürebbi olan bir Simyager, yani bir İnsan-ı Kâmil tarafından gerçekleştirilebilir.

Kur’an ise, Birey’leşmek için gerekli tüm temel bilgileri (ve ayrıntıları), kendisinde toplayan Kitap’tır.

05.02.2024

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 487

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir