Gerçek ve Düş

Her Rüya gibi, her Hayal de Gerçek olana bağlı ve bağımlıdır.

Olasılık ve İstatistik Epistemolojisi’nde, hayâlî Örüntü’ler üzerinden yapılan işlemlerden bahsetmiştik. Burada da hayal kurma davranışını incelemek istiyoruz.

Esasen hayaller, Gerçeklik ile olan bağları sayesinde, Gerçek olanı da daha iyi anlamamıza olanak sağlayabilir. Fakat tabii burada Gerçeklik ile “gündelik hayatı” değil, beşer-üstü nitelikteki Evrensel Gerçeklik’i ifade etmek istiyoruz. Öyle ki, bu Evrensel Gerçeklik bizim beşerî varoluşumuzdan kesinlikle etkilenmez. Fakat bununla birlikte, biz her şeyimizi ondan rızıklanırız, miras alırız ve lütuflanırız. Bu bağlamda, her Rüya gibi, her Hayal de Gerçek olana bağlı ve bağımlıdır. Peki o zaman Hayal ve Gerçek’i birbirinden ayıran nedir?

Şöyle ki; Gerçeklik’in Kendisi olan Tek-Bir Mutlak Varlık olan Hakk, (eşyanın küllünü) tüm şeyleri kuşatır. Tüm varlıklar varlıklarını O’ndan miras aldığı için, O’nun tek bir varlıkı bile eksik bırakması düşünülemez ve söz konusu olamaz.

Ne var ki, pek çok kez biz beşerler, Hak olanı, Gerçek’i lâyıkıyla müşâhede edemeyiz. Keza Nefs’imizin heva ve hevesleri ancak Varlık’ın belirli ve oldukça kısıtlı yönlerine odaklanmamıza sebebiyet verir. Bu durumda, Gerçek gözlerimizin önündedir fakat arzularımız ile uyuşmayan kısımlarını reddettiğimizde, artık gördüğümüz bir çeşit Hayal’e, bir Serap’a dönüşür. Gerçeklik’in tam inkârında ise, artık Kişi gözleri açık hâlde, ayakta Rüya görmektedir.

Kısacası; burada Nefs’imiz, Işık’ı kırıp onu 6 renge bölen bir Prizma’ya benzer. Tecrübe edilen Gerçeklik’i, kendi yapısı/biçimi üzerinden kırarak, Gerçek olanın bu yansımasını görür ve bunu gerçeklik zanneder. Demek ki Hayal, “Görünen benim dilediğim gibi olmalı!” dendiğinde oluşan bir çeşit kırınım sonucu oluşan bir yansımadır.

Şimdi; bunu “yararlı” ve “zararlı” iki bakış açısı üzerinden düşünebiliriz.

Hayal’in İki “Yön”ü

Hayal gücü ile yaratılmış kurmacanın yararı, dünyayı, çevrendeki kişileri, kendi duygularını ve kaderini daha derinlemesine anlamanı sağlamaktır.

Ursula K. Le Guin

“Yararlı” olan, Bilinç’li bir tezâhüre vesile olandır; “zararlı” olan ise Bilinç’li tezâhüre engel olandır. “Yararlı” olan, mûrad edilen Rahmânî tekâmüle hizmet ederken; “zararlı” olan aksine buna bir engel teşkil eder (ki bu da İblis’in fonksiyonudur).

Bu iki “yön”ü, Hayal’ler için de düşünebiliriz. Bir hayalin ne’liği, yani “ne olduğu” ve “nasıl oluştuğu”na dair farkındalığın mevcudiyeti ile, bir hayal artık “yararlı” bir nitelik taşıyabilir hâle gelir. Bu ise ancak Hakk’a [Gerçeklik’e] olan râbıta/bağ ile mümkündür.

Demiştik ki; bir hayalin varlığı, renklerin varlığı gibi, bir kırınımın varlığını îmâ eder, imler. Bu kırınım ise Nefs Matrisi’mizin bir kırınımıdır. Ailevî travmalar başta olmak üzere, psikolojik travmaların Kişi’nin Benlik Yapısı’nda/Nefs Matrisi’nde sebep olduğu “kırınım”lar, bu bağlamda düşünülebilir. Böylece hayallerin sözlü, yazılı, sanatsal (görsel) ifadeleri; iyileşmek ve Hakk’a yönelmek gayesi taşıması kaydıyla, bu kırınımların anlaşılmasına ve iyileştirilmesine olanak sağlar. Sanat, Edebiyat, Şiir, Musikî; iyileşmek ve Hakk’a yönelmek gayesi ile, işte bu kırınımlar hakkında bize Bilinç kazandırabilir.

Bilim/Sanat/Felsefe/Edebiyat/Musikî ve tüm İnsânî Yaratım Faaliyetlerinde, bu biçimde “Varlık’ın belirli bir ‘yön’ünü ‘görünür, seyredilebilir’ hâle getirmek esası” yatar. İlâhî Yaratım’da ise aynı esas, Küllî ölçekte gerçekleşir.

Bu minvalde, bir İnsan’ın geliştirebileceği en önemli kabiliyetlerden/melekelerden biri muhayyilesidir (hayal gücüdür). Her tecellî, belirli tezâhür koşullarına bağımlı olduğundan, ancak bu koşulların sağlanması ile kendisini sergiler. Hakk ise, Kayyum oluşu ile, Kozmos’un varoluş koşullarını sağlam/stabil/ayakta tutar. Bu sebepte, Hakk; kuluna göstereceği İlâhî İlham’ı Kozmos’un varoluş koşullarını değiştirerek değil, yeni bir varoluş koşulları toplamı içinde, yani “sâdık rüyalar” veya “yakaza”lar (uyanıklık ile uyku arasında görülen rüyalar/hayaller) ile “gösterir”. Bu tabii ki İlham’ın değerini azaltmaz; keza nitelik bakımından tecellî eden İmkân (İlâhî İsim), bu varoluş koşullarının “ortamı” ile değişmez. Fakat ilginçtir ki; bunlar zaten Varlık’ın belirli bir “yön”ünü oluşturdukları için, artık Kozmos’un (kendine has) varoluş koşulları toplamı içinde de “görülebilir” hâle gelirler.

Tabii burada, daha önce görünmeyen somut bir şekilden ziyâde, “görülen” bir nitelik söz konusudur. Hoş; bu nitelik daha önce muhtemelen fark edilememiş şekillerin de farkına vesile olur/olabilir.

21.12.2023

Hayal’in İç’i

Bu iki “yön”den, “zararlı” olana da değinelim. Demiştik ki, bu durumda, “yararlı” olanın aksine, tekâmüle bir engel söz konusudur. Burada, hayal artık Gerçek olanın, daha önce “görülmemiş” yönlerine bir “tecellî ortamı” oluşturacağına, Kişi’yi Gerçeklik’ten koparan bir engele dönüşür. Aradaki fark şudur:

Birinde kendisini “görünür” hâle getiren bir İlâhî İsim (esmâ) mevcuttur, ki hayalin görünümüne biçimini bu verir. Ötekisinde ise, Kişi Nefs’inin heva ve heveslerini, veya “görmek” istediği bir Nefsânî unsuru muhayyilesinde yeniden canlandırıyordur.

Beşer-üstü bir nitelik taşıyan, İlham’ın söz konusu olduğu rüya ve yakazaların aksine, burada Gerçek Dünya’da elde edilemeyen bir arzunun düşüncesi ile Kişi’nin kendi kendisini avutması söz konusudur. Bu ise Kişi’yi, Hakk’tan ve Hakikat’ten uzaklaştırır.

Kısacası; diyebilir ki, ikisini birbirinden ayıran, bu hayalin İç’ini “neyin doldurduğu”dur. Sonuçta, her hayal bir görünümden ibarettir. Fakat Asl’olan o hayalin İç’ini “dolduran” niteliktir, onu yaratan sebeptir. Bu sebep‘in, nitelik‘in bilinmesi ise, onun İsim’inin bilinmesi demektir. İlâhî İlham söz konusu ise, bu bir esmâ, bir İlâhî İsim’dir ve Ontolojik yaratım sürecinde bir “karşılığı” bulunur. “Zararlı” durumda ise, bu basitçe bir arzunın veya hevesin ismidir.

Tabii, biz burada, sadece Gelenek’in aktardığı bazı teorik bilgileri tekrar ettik. Son bir ekleme ile, diyelim ki; hayal demek, özgürlük demektir. Sonsuz’u dileyen, bakışlarını Yaratıcı’nın Sonsuzluk’una çevirenin ise, hayalleri de herhalde “yararlı” hayaller olacaktır.

Hayal’lerde, Sınır’lar yeniden çizilir. Bunlar bize, bitmeyen yeni varoluş koşulları sunar. Ne var ki; asla unutmamak gerekir: Her hayal, ancak Gerçeklik’in bir yansımasıdır ve varlığını ondan miras alır. Hayal’in değerini ve niteliğini ise, Gerçeklik ile, Hakk ile olan bağı/râbıtası belirler.

24.12.2023

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 486

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir