Teşbih Sanatı

Müteşâbih ayetler, bu “benzerlik”lerden yola çıkarak, Teşbih Sanatı ile kendilerini meydana getiren İlke’lere işaret ederler.

İlhamın Mertebeleri’nde değindiğimiz gibi, Varlık muhtelif (çeşitli) mertebelerden meydana gelir. Bu mertebelerin en aşağısı ise Şehâdet Âlemi’ne tekabül eder. Bir analoji ile söyleyecek olursak; Nokta’dan Elif’in, Sıfır’dan Bir’in yaratılışı gibi; Varlık Ötesi olan, Mutlak Varlık’ı var eder. Bunlar esasen aynı Zat olup, Allah ve Hakk isimleri ile anılırlar. Yakın zamanda öğrendik ki, Hinduizm’de de aynı ilişki Brahma ve İshvara ilişkisidir. Yani Sonsuz ile Mutlak Varlık ilişkisi. İsra suresinden de alıntı yaparak, bu isimlerin aynı Zat’a işaret ettiğini onaylayalım.

Kulid’ullahe evid’ur rahman, eyyen ma ted’u fe lehul esmaul husna, ve la techer bi salatike ve la tuhafit biha vebtegı beyne zalike sebila.

De ki; ‘Allah’, deyin veya ‘Rahman’ deyin, hangisini deseniz, en güzel isimler (esma’ul husna) hep O’nundur; ve salatında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.

İsra/110

Varlık’ın bu katmanlı ve hiyerarşik yapısı, aynı zamanda O’nun her şeyi bir mizan, yani bir düzen üzere halk etmesi ile alâkalıdır. Böylece Şehâdet Âlemi’nde açığa çıkan, oluşa gelen her tecelli, Varlık’ın biçtiği mizana uyar.

Aynı zamanda bu sayede, yani Varlık’ın Kendi’sine daha yakın, bu “üst” var oluş katmanlarının, bu “üst” Âlem’lerin “alt”ta olanlara olan etkisi ile; Şehâdet Âlemi’nde “görünen şey”ler arasında “benzerlikler” tespit edebilir hâle geliriz. Keza bu “benzerlikler”, aynı İlke’lere uymalarının bir sonucudur. Bu aynı zamanda Teşbih Sanatı’nı da mümkün kılan şeydir.

Bu yazıda, çağdaş tefsir çalışmalarında yapılan bazı hatalara da değinmek istiyoruz. Bahsettiğimiz bu “benzerliklerin tespiti” ancak bu “benzetilen şey”lerin, aynı Ontolojik İlke’lere uyduğunu gösterir. Hepsi bu kadar. Bu tam bir “aynılık, eşitlik” hâlini çoğunlukla göstermez.

Müteşâbih ayetler ise, anladığımız kadarıyla bu İlke’lerin, yani Metafizik İlke’lerin bilgisini verirler. Bunlar, Şehâdet Âlemi’nin “ötesinde” yer almaları itibariyle; te’vile, yani “aslî anlamlarına rücu edilmesine” muhtaçtır. Bu sebepten Kur’an ancak “ul’ül elbab” yani “(üstün) Akıl sahipleri”nin bunları lâyıkıyla yorumlayabileceğine değinir. Keza Halk’ın Metafizik Bilgi ile de bir işi yoktur.

Günümüzde ise bazı modern temayüllerin bir sonucu olarak, ve büyük ihtimalle maddeye yönelik artan eğilimin de etkisi ile, Müteşâbih ayetler “maddî unsurlar”a yönelik yorumlanmaktadır. Hâlbuki bu “maddî unsurlar”, ancak Varlık Mertebeleri’nin en aşağısı olan Şehâdet Âlemi’nde aittir. Ve bahsettiğimiz gibi, Asıl olarak onları meydana getiren İlke’lerdir. Fakat kimileri; İlker’lerin bilgisine “yükselmeyip”, Müteşâbih ayetleri Şehâdet Âlemi’nin unsurlarına yönelik yorumlar. Mesela, Yazılım’lar veya Makine’ler gibi. Tabiîdir ki, “görünür” tüm unsurlar gibi, bunlar da Varlık’ın belirlediği mizana uyarlar. Dolayısıyla Tabiî İlim’ler de, İlke’lerin bilgisine “yükselmek” için bir “dayanak” oluşturabilir. Fakat bu mesela “yemek yapmak” veya “marangozluk” gibi farklı üretim faaliyetleri için de geçerlidir. Sonuçta Varlık’ın biçtiği mizan, her Zaman ve Mekân’da tecelli eder.

Zikrettiğimiz sebeplerden ötürü, diyeceğiz ki; maddî unsurlara olan aşırı yönelimleri ile, bu Zihin’ler “Yer’e çakılmış” hâldedirler. Yani İlke’ler düzeyine “yükselemezler”.

Sonuçta Müteşâbih ayetler, bu “benzerlik”lerden yola çıkarak, Teşbih Sanatı ile kendilerini meydana getiren İlke’lere işaret ederler.

Ayrıca fırsat bulmuşken ekleyelim: “Yer’e çakılı Zihin’ler” tâbiri, Teşbih Sanatı’na bir örnektir. Ve tabii ki bu “asfalta çivilenmek” anlamına gelmez. Yani literal değil mecâzîdir. İşaret ettiği anlamı ise bu yazıda zaten açmış bulunduk.

08.09.2023

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 487

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir