Düğümlerin Çözümü

Karmaşa, ancak karmaşayı doğurur. Karmaşa’yı, Kaos’u “çözen” ise ancak sadeliğe, Bir’liğe olan yöneliştir. Bunu İnsan-Eşya ilişkisi üzerinden açıklamak istiyoruz.

İnsan, Hakk’ın aynasıdır. Bu sebeptendir ki, Kendi’liği üzerinden Hakk’ı tanıyabilir. Gönül aynasından Hakk’ın isim ve sıfatlarını seyredebilir. Bu bağlamda İnsan, eşya ile olan ilişkisi üzerinden, yani üzerinde hükmünün geçtiği Araç’lar üzerinden, Hakk’ın üzerinde hükmettikleri arasındaki ilişkiyi temaşa edebilir.

Karmaşa, ancak karmaşayı doğurur. Karmaşa’yı, Kaos’u “çözen” ise ancak sadeliğe, Bir’liğe olan yöneliştir. Bunu İnsan-Eşya ilişkisi üzerinden açıklamak istiyoruz.

Bu minvalde, kendi yaşam alanımızdan, “kablolu kulaklığı” seçeceğiz.

Kablolu kulaklık, belli bir süre cepte taşınınca, çoğumuzun tecrübe ettiği gibi, “karman-çorman” bir hâle bürünür. Tabii, kulaklığı “dümdüz” hâliyle taşımamız mümkün olsa, bu durumu yaşamazdık. Ne var ki, cebimize koyarken, onu “sarmal” bir yapı’ya/şekil’e sokmamız icab eder. Bu “sarmal” yapı ise, Vücud’un hareketi ile, kendi içinde karmaşık bir biçime bürünür. Adeta bir “düğüm” haline gelir. Aslen kablolu kulaklıklar, ne kadar “karmaşık” bir hâle bürünürse bürünsünler, endişeye lüzum yoktur. Keza şu iki hakikat bilindiği zaman, her “düğüm” çözülebilir.

Bunlardan ilki “kablolu kulaklık”ın “aslî biçimi”dir, ki bu “düz bir çizgi”dir, yani temel form’u itibari ile. Bilinmesi gereken ikinci hakikat, bu şeyin iki ucu olduğudur, ki bunlardan “ses yayan olmayan”, “giriş” kısmı hareket ettirmeğe daha uygundur. Keza öteki ucu iki ayrı dala ayrılır.

Bundan sonra “problemin çözümü” için anlaşılması gereken, “Zaman ile gerisin-geri” eylenecek harekettir. Bir ucundan tutarak, onu “geldiği yöne” doğru çektiğimizde, adım adım formu aslî formuna yakınlaşır ve sonunda “düz bir çizgi” hâline gelir. Böylece müzik’i aktaracak Araç’a bağlanabilir.

Lafı daha kısaca özetleyelim: Cebimden kulaklığı çıkarttım. Karman-çorman olmuş. Bağlantı ucundan, gerisin-geri çektim ve düzelttim. Sonra telefona taktım ve müzik dinledim.

Şimdi, “kablolu kulaklık” yerine Nefs; “cep dünyası” yerine Maddî Âlem, diyelim. Sadece bu iki değişiklik ile, bu Yazı’yı yeniden yazacak olsaydık (ufak birkaç değişiklik ile birlikte, o da “belki”) bu Yazı Nefs Tezkiyesi’ni ve Mi’rac olayını anlatıyor olurdu. Açıklayalım.

Dünya’ya inerken Rûh’umuz, sadeliğini yitirir ve burada sıkışarak “sarmal” bir yapı/form kazanır. Bu “döngüsel” form, Nefs’imizin ihtiyaçlarını ifade eder, ki bunlar “zorunluluktan” mütevellit oluşa gelir. Rûh’umuzun aslî ve asil formu ile bir alakası yoktur. Ancak onun “sonradan büründüğü” bir Şekil’dir. Bu hâliyle Zât’ın tebliğine mazhâr olamaz ve O’na hizmet edemez. Hele ki bu “cep dünyasının”, Maddî Âlem’in “duvarlarına” (yani kısıt ve koşullarına) “çarparak” (yani geçirdiği travma ve yaralanmalar ile); tam bir Düğüm/Bilmece hâline gelir.

Düğüm’ün Biçim’i, yani Nefs’in (yaralı) Form’u, “iyileşme hikâyesi”nin de özgünlüğünü oluşturur. Bununla birlikte, çözüm için gereken yöneliş eylemi, Form’dan bağımsız biçimde hep aynıdır: Zaman’ın Seyr’inde “gerisin-geri” dönüş. Yani “dönüşüm”.

Bu yöneliş, kişinin Rabb’ine yönelişidir. Zaman’ın “anlamlandırılması” işidir.

Hakk, Kudret’i ile her bir zerreyi kuşatmıştır. Hâl bu iken, O’ndan bir ize rastlayamayacağımız hiçbir şey yoktur. Hakk Kendi’sini İnsan’da seyrettiğinden, ve İnsan da Kendi’sini Hakk’ta [Varlık’ta] seyredebildiğinden, Etik ve Estetik mümkünâta gelir. Teşbih yoluyla anlatım mümkün olur. “Aşağı’daki Yukarı’daki ve Yukarı’daki Aşağı’daki gibi” olduğundan, Gök’tekini [İlahî Yasaları, Mîzanı] Yer’e [İnsan’a, davranışına ve ahlâka] indirmek mümkün olur.

Bir Olan’ın mucizesi gerçekleştirilir” ve İnsan Varlık’ın halifesi olur.

22.07.2023

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 486

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir