Aslında meslekler epistemolojisi, tamamen İnsanlık ve Yaradılış Ontolojisi’ne dayanır, keza Medeniyet zaten buna dayanır.
İnsanın gerçekten de, (kendi kişisel) Zaman’ında geri dönmeyi öğrenmesi, ve bunu icra edebilmesi gerek. Keza ancak bu şekilde, hatalarımızı tespit edebilir ve onlar hakkında tefekkür edebiliriz.
Matematik’sel - Cebir’sel yazıların anlaşılması konusunda neden zorlanırız? Çünkü Matematik Yazımı ve Cebir’sel İfade’lerin İnşası’’nın nasıl gerçekleştiğini - Felsefî-Ontolojik temellerini bilmeyiz.
Her Mühendis her Model veya her Yazılım hakkında bilgi sahibi değildir. Mühendislik eğitimi, (kendi alanlarında özelleşiyor olsa da) genel olarak bir (Matematiksel) İnşa Mantığı eğitimidir.
Bu felsefe (Yazı’lım Felsefesi), Yazı’nın yazılmasındaki İlke’lere tâbîdir. Dolayısıyla o, bu İlke’lerin bir Sayım’ı gibi de düşünülebilir.
Her Meslek, bir Arketip olarak düşünülebildiği ve/ya bir Arketip’e dayandığı için – çünkü Tek-Bir Zât’ın Dünya’ya tecelli eden Sıfat’larıdırlar – (onun) Aydınlık ve Karanlık [Gölge] yönlerini incelemek/anlamak da o mesleğin erbabının sorumluluğudur.
Genel olarak, denilebilir ki, Mühendis’in İş Akışı’nı tesis etmek için, önce sürecin matematiksel mantığını oturtması, sonra da insanî yönünü halletmesi gerekir
Analiz temelinde bir Düşünce işidir, dolayısıyla bir Düşünce Süreci olarak da tanımlanabilir/ifade edilebilir.
Acaba, Büyük Dil Modelleri ve genel olarak Yapay Zekâ’nın kullanımı nasıl olmalı? Çok genel bir soru oldu, değil mi? Ya da belki şöyle sorabiliriz: “Dil katmanları ve bunlardan akan enerji akışı nasıl koşullandırılmalı?”
Sabit-Değişken (Hayy-Kayyum) ilişkisini zıtlıkların birliği esasında düşünürüz. Bu durumda Bir’liğin Zemin’i “Özne’nin Birliği”dir...