Bu Yazı’da (Kur’an’daki) Harf’lerin tesisine değineceğiz. Bu konuda önceden de yazmıştık ama bu sefer özellikle şu soruyu cevaplamak niyetindeyiz: İlâhî Harf’ler nasıl anlaşılır ve tefsir edilir?
Her Harf, Nokta’dan doğar. “Nokta” ise Orijinal Yaratıcı’nın remzidir. O zaman ilk adım, Kişi’nin tüm Odak’ını O’na yönlendirerek benliğini feda etmesi ve Şehit olmasıdır. Şehâdet yani bu Şâhit-oluş, Allah’a rücu etmektir ve benliğin ölümüdür. Ancak bundan sonra, yani benlik “noktalanarak” sustuğu zaman, Ruh konuşmaya başlar. Bu, aynı zamanda yeni bir benliğin yaratımıdır, (yani) Yeniden Yaradılış’tır. Bu şekilde, İlâhî Yaratım gibi İlâhî Kelâm da “Kıyamet’ten-sonra-yaratılış”tır ve bu yüzden Âhiret ve Kıyamet temaları Dîn’in vazgeçilemez/cebrî bir zorunluluğu hâline gelir. Neden? Çünkü bu böyledir ve buna şâhitlik edenler buna şâhittir.
Ancak bundan sonra, İlâhî Harf’ler anlaşılabilir; çünkü onlar bizzat birer Sabit Ayn’dır ve Nefs ancak yok olup (fena bulup) kendisini “Allah’ın Zikr’i”ne çevirirse, Harf’lerin Aslî Anlam’ı Kişi’nin Fuad’ında canlanır. Bu şekilde tesis edilen Kelâm, “beşer sözü” değildir.
Bir Âdemî Nebi, ilk Alfabe’yi tesis eden Nebi’dir. Başka türlüsü mümkün değildir. Aynı sebepten, bozulmamış Kadim Alfabe’ler İlâhî Sır’ları muhafaza eder. İşte Kur’an, bu Harf ve Kelime’leri miras alır. Dahası, geçmiş Vahy’i (böylece) tasdik etmenin yanı sıra mükemmelleştirir. Vahiy her zaman İlâhî İlke’lere dayanır fakat Kur’an aynı zamanda Okuyucu’su için kolaylaştırılmıştır. Bu “kolaylık” yani Allah’ın Rahmet’i ile kolaylaştırılmış olması, O’nun Son Nebi’nin getirdiği Son Kitap olmasından kaynaklanır.
Aslında Son Nebevî Kitap olan Kur’an’ı daha iyi anlamanın bir yolu da onun geçmiş vahiyler ile alâkasını, benzerliğini ve farklılıklarını incelemektir, ki Kur’an’ın kendisi de bunu teşvik eder. (Tabii ki “Vahy’in çeşitliliği” ile kastettiğimiz, sadece Anlatım’ın çeşitliliğidir, değilse bunun özü olan İlke’lerin ve Tek-İlâh’ın değil.)
Mümkün Mânevî Yollar bu sırların özümsenmesi için ortaya çıkar/bulunur. Hz. Peygamber’in ve Son Kitap’ın Sabit Ayn’ı (ki bu Anlatım metodunu da belirler) Şeriat’a karşılık gelen 4 Sayısı’dır. Yani o, bize tüm temel yönlere açılan bir Anlam Haritası sunar. Bu Helal-Haram, İyi-Kötü diyaloğunun Allah merkezli gerçekleşmesidir. Diyalog 2 Sayısı’na karşılık gelir ve İyi-Kötü Diyaloğu böylece (2×2=) 4 Sayısı’na karşılık gelir. Kur’an’ın “simetrik” üslubunda da bunu görürüz. Böylece O, (Allah’ın bize lütfu olan) pusulamızdır.
Her yönden mükemmel ve tutarlı olarak, Kur’an bu Denge Âhlakı’nın Merkez’i olan Allah’a işaret eder. Bu yüzden, O’na Allah Kelâmı deriz. Bu aynı zamanda Peygamber’in Mânevî Otoritesi’dir ve Mümkün Mânevî Yol olarak Şeriat Yolu’dur. [The Law]. Fakat O, aynı zamanda Nebi olmasından kaynaklı, “kartları dağıtan” konumdadır. Bu yüzden Mümkün Mânevî Yollar, Kur’an’da (işaretleri ile birlikte) sırlanır. Sure başlıkları ve kasem ayetleri bunlara işaret eder; Güneş, Gece, Ay, Yıldızlar gibi…
02.01.2026