Nun vel kalem ve ma yesterun
Nun, kasem ederim Kalem’e ve yazdıklarına
Ve ma hüve zikrun lil alemin
Ve o Âlemler için bir Zikir’den başka bir şey değildir
Rüya Nazariyatı’ndan devam edelim. Acaba Okuyucu rüyalardan sıkılmış mıdır? Ne var ki rüyalar Sonsuz Bilgi Kaynakları’ndan (yani onun mertebelerinden) birisidir ve dolayısıyla başlı başına bir İnceleme/Nazariyat Alanı‘dır.
Rüya’ları(mızı) anlamak isteriz, fakat bunun için esasen öncelikle Rüya Âlemi’nin varoluşsal (ontolojik) koşullarını anlamamız gerekir. Bu, mesela, Şehâdet Âlemi’ndeki bir objenin veya olayın anlaşılması için öncelikle Fizik kurallarının anlaşılma-gerekliliği’ne benzer. Aslında, Fiziksel Realite’nin bir objesini anlama dileği ile, ona etki eden (hâkim olan) fizik yasalarını anlama dileği, aynı şeydir.
Bunu Mânâ Âlemi için düşündüğümüzde, burada bir Görü’yü anlama dileğimiz de esasen ona etki eden (hâkim olan) mânevî ilkeleri anlama dileği ile aynı şeydir. Demek ki, âlemler farklı/çeşitli de olsa, İnsan fıtratının (zâtî) anlama/okuma dileği aynıdır.
Öncelikle şunu anlamak gerekir ki, (1) Şehâdet ve (2) Rüya âlemlerinde Bireyleşme İlkesi farklı biçimlerde zuhur eder. İlkinde eşyanın somut/cismânî veçhesi sabitlik kazanmıştır ve soyut/mânevî veçhesi değişkenlik arz eder. (Tabii ki bahsettiğimiz Metafizik İlke’nin değişmesi değildir, zira o ezelî ve ebedîdir.)
Şehâdet Âlemi’nde, Hakk’ın Kayyum ismi ile Kaim kıldığı bir cismânî düzlemde, Hayy ismi ile Diri kıldığı bir Nefs seçimler yapar. Dirilik/Canlılık değişkenlik ve hareketi zorunlu kılar. Bu bağlamda (beşer) nefsin(in) mânevî/psikolojik veçhesi dinamiktir. Tabii ki, ne somut dünya tamamen sabittir ne de mânevî dünya tamamen değişkendir. Zıtlıkların Birliği gereği bunlar arasında bir denge/mizan/ölçü bulunur. Bu konulara Bir Değişken-Sabit [Rüya Matrisi] ve Dengelenmiş Rüya Matrisi yazılarında değinmiştik.
Bu Yazı’da ise, rüyaların “bireysellik” ile olan ilişkisine geçiş yapmak istiyorum. Dolayısıyla bu, bahsettiğimiz önceki başlıkları temel alan, daha ileri seviye bir konudur. Onların çıkarımları veya devamı niteliğindedir.
Bir bakıma, bir Rüya’da hâkim olan Arketip, bir Sayı gibidir. Onun Bireysellik İlkesi ile olan ilişkisi de, Sayı’nın durumu gibidir. Sayı, kendi özgün Sabit Anlam’ına (Ayn’ına) haizdir. Yani, Sayılan-bir-şey olmaksızın da Sayı vardır. Bununla birlikte; biz reel objeleri, onlara gösterdiğimiz saygı ile – say’imiz ile – algılar ve anlarız.
Şimdi… Her seferinde ise Sıfır’dan başlarız. Yani birey’in (algı objesinin) algılanması ile birlikte, onu en baştan tanırız ve Mânevî Nitelik’lerini ona özgü biçimde keşfederiz. Bu durumda; Sayılan-reel-objenin, Nitel Sayımı’nı (tesbih’ini) yapmış oluruz ve İç’sel Nitelik’lerini keşfederiz
Fazla karmaşık gibi gelmemiştir umarım. Bir örnekle bunun manzarasını da sunarak, aslında çok karmaşık bir mesele olmadığını gösterelim.
(K1) Mesela, önce kalem’e bakarım ve bir suret görürüm. Bu zihnimde oluşan ilk bireysellik algısıdır. Yani o, Sınır’ları olan bir-şeydir, dolayısıyla başka-bir-şey değildir.
(K2) Sonra, onun ikinci-bir-şey ile olan etkileşimine bakarım – daha doğrusu (bu ikinci şeyi) Seyr’e dâhil ederim: Mesela el’im. Bu bana fark ettirir ki, kalem’in tutulabilecek (çeşitli) tutuş-formları vardır.
(K3) Daha sonra, onun üçüncü-bir-şey ile etkileşimine bakarım – mesela kâğıt’ı Seyr’e dâhil ederim. Bu da bana fark ettirir ki, kalem’in sayısız hareket-formu vardır, ve buradan da sayısız Yazılan-Yazı doğar.
“K1-K2-K3” ile notalandırılan bu paragraflar, Reel-bir-objenin Nitel Sayımı’na (tesbih’ine) örnektir: “Bir, İki’yi; İki, Üç’ü; Üç ise Onbin-şeyi doğurur. Bu sebepten Tao, Onbin-şeyin Ana’sıdır.”
Nun vel kalem ve ma yesterun
Nun, kasem ederim Kalem’e ve yazdıklarına
Ve ma hüve zikrun lil alemin
Ve o Âlemler için bir Zikir’den başka bir şey değildir
06.06.2025