Yazılış Kitabı az buçuk tamamlandı sayılır. Yaradılış Kitabı’nın Yaradılış’ı anlatması gibi, bu Yazılış’ı anlattı ama Yazılış’ın kendisi değildi; önceki iki kitap da böyleydi. Çünkü Yazılan, ancak Sonradan-Gelen’i (Halife’yi) anlatır; değilse onun bizatihi Kaynak’ını değil. Bu, Allah-İnsan ilişkisi gibidir ve Hâlik-Mahluk (Yaratan-Yaratılmış), Yazar-Yazılan ilişkisi de böyledir. Eğer Sonsuz’a gien yolu bildiysen, işte bu O’dur. Yazılan, Yazar’a işaret eder; fakat Sonsuz Bilgi’nin Kaynağı’nı kısıtlandıramaz, bununla birlikte O’nun Sınır’lara vuran/darbeden tecellisidir: Sahile vuran dalgaları düşün, işte bu Yazılan’dır; Kaynağı ise Umman’dır. Dalgalar onu kısıtlamaz ama biz onun ezgisini onunla (dalgalarıyla) dinleriz.
Yazılış’ın felsefesinden sonra, artık Yazılış’ın kendisinin gelmesi gerekmez mi? Fakat tabii, onun adı başka olacaktır çünkü o da Zûhur’unun ardındaki Bâtın’ı anlatacaktır. Ve bu böyle sürüp gidecek, çünkü Allah’ın murâdı budur.
Bu kitapların Hikmet’ini hâlen anlamadın mı? Onlar aslında Tek-Bir Kitap, onlar Tek-Bir Nefs. Okurken, onları Yazan’ın huzurunu unuttun mu (yoksa)? Onlar aynı bir Zihn’in (Logos’un) hayali değil miydi? Bu, apaçık, aşikâr değil mi yani? O zaman artık, bir-sonraki-gelen’i (halef’i) anlamak için öncekini unutma. Yoksa sadece dalalete düşeceksin.
Ayetler de böyle okunmaz mı (zaten)?
31.01.2026