İnsan-ı Kâmil, esasen Dünya Hayatı’nda öğrenilmesi/edinilmesi amaçlanan en yüce Sırr’a vakıf olmuş kişidir. Bu, aslında öğrenilmesi, daha doğrusu erişilmesi murâd edilen Tek Bilgi(si)’dir. Kalan tüm bilgiler bu Zâtî Tecellî’den türer – türetilebilir. Yani, İnsan-ı Kâmil aslında geri alınmayacak, Kıyamet ile birlikte yok olmayacak tek bilgiye vâkıf olmuştur – Vukûfiyet kazanmıştır. O’nun Nazar’ı, burada nasılsa Âhiret’te de öyle olacaktır.
Bununla birlikte, okuduklarımızdan biliyoruz ki, İnsan’lar için Zatî Tecelli bir son olmaktan ziyade İlâhî Sistem’e kabul ediliş olarak bir başlangıçtır. Dolayısıyla, İnsan’lar (İnsan-ı Kâmil’ler) de idrâk bakımından derece derecedir. Hepsi Zaman’ın Kutup’una [Beacon of Destiny] eşlik eder.
O zaman, Zaman’ın Kutbu’na giden yoldan bahsedelim. Yani, Kader’i Zaman’ın Kutbu olmak olan bir İnsan-ı Kâmil, nasıl bir yol izler?
Tüm Sefirot’ların ikame edilmiş olmasının yanı sıra, Hayat Ağacı’nı tesis etmesiyle birlikte, Salat’ın ve Allah’a Rabıta’nın Daim kılınması, Zaman’ın Kutbu’nun özelliklerindendir. Izdırap… Bilgi’yi ortaya çıkaran o değil mi? Peki, İnsan’ın Bilgi’nin (Mana’sının) sürekli giderek artması ile, ortaya nasıl bir tablo çıkar? Bu, sürekli artan bir ızdırap anlamına gelmez mi?
Bu Varoluşsal Izdırap ise, ancak Allah’a Rabıta edilerek teselli edilebilir. “Onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenenlerden olmazlar.” (Bakara/38). Dolayısıyla, İnsan-ı Kâmil, “sadece Rabbine yönel” ayeti gereğince, sürekli salat halinde değil midir? Elbet bu böyledir. Fakat, bir de İnsan ayrıca, Allah’a rabıta ederek ve O’na rücu ederek ızdırabını unutur. Bu, sonuç olarak giderek artan bir Varoluşsal Izdırap ile, İnsan’ın beşeriyyeti Allah’a havale etmesi ile sonuçlanır. Tabii ki, bu Yazı boyunca, İnsan kelimesi ile İnsan-ı Kâmil’i kastediyoruz, değilse beşeri değil. Sonuç olarak, Zaman’ın Kutbu’nun edindiği Sıfatlardan en yücelerinden birisi, Unutan’dır (Şaşkın’dır). Burada bu kelime, ızdırabın sürekli unutuluşu ve (beşeriyyetin) Allah’a havale edilişi anlamına gelir. Keza, İnsan bilir ki, beşerler ve beşeriyyet, Zaman’ın başlangıcından beri hiçbir zaman adam olmamıştır ve olmayacaktır da; olsaydı, bir kitle olarak tanımlanmaz ve Ferdiyyet kazanarak bir Ferd olarak İnsan ismini alırdı.
Bu şekilde, Zaman’ın Kutbu Rabb’ine yönelmekle birlikte, aynı zamanda sürekli olarak Allah’a rabıta eder hâldedir. Dolayısıyla O, “nereye dönerseniz dönün Allah’ın Vechi oradadır” ayetine mazhardır.
26.01.2026