Rahmânî İlham

Rahman’ın İlahi Rahmet’i ile cümle varlıkları kuşattığını, Varlık’ın tüm varlıklara Nefes verdiğini söylemiştik. Ontolojik bir İlke olan Nefes’in tecellilerinden birisi de İlham’dır.

Rahman’ın İlahi Rahmet’i ile cümle varlıkları kuşattığını, Varlık’ın tüm varlıklara Nefes verdiğini söylemiştik. Bu bağlamda Nefes, Asıl Sahibi’nden “alınan bir şey” niteliğindeydi. Şimdi bunun özel bir zuhûrundan bahsetmek istiyoruz.

Ontolojik bir İlke olan Nefes’in tecellilerinden birisi de İlham’dır. Tabii burada Rahmânî İlham’dan bahsediyoruz. Zira İlham’ın bir de Şeytânî olanı vardır ki, buna bir sonraki başlığımız olan Basar’dan bahsederken değineceğiz. Tabii bir Tabip’in bir Virüs’ten bahsetmesi gibi, korunma ve bağışıklık geliştirme niyet ve amacı ile…

Tüm varlıklar, Varlık’ın Melek’leri ile birbirine bağlıdır. Ve demiştik ki Ruh, “tüm varlıkların içinden akan şey”dir. Rahman ise, cümle varlıka bir Nefes Alanı açıyordu. İşte Varlık’ın bize tanıdığı bu Alan’da, pek çok varlık, Varlık Manzaramız’a dahil olmaktaydı.

İnsan, pek çok kez, kendisini dinlemenin lütfundan mahrum bırakır. Hâlbuki dinlemek, dinlenmektir. Dinlemek, kendi ufak varlıkmızı aşmaktır. Benliğimizi Semâ’ya açmak, bizi çevreleyen cümle varlıkın varlığını tasdik etmektir.

Demek ki dinlemek, kendi nefsânî dertlerimizden bir ân bile olsa sıyrılmaktır. Çevremizdeki cümle varlıkı anlamayı dilemektir. Böyle olunca İnsan, Seyr’etmeye başlar, ki esasen bu da Ruh’un Akışı’ndan başka bir şey değildir. İşte Varlık’ın sağladığı bu Alan’da, nefsânî arzularının ötesine taşan İnsan Bilinci, bu genişleme sayesindedir ki, Nefes alabilecek bir Alan kazanır. Bedenin aldığı Nefes nasıl onu diri tutuyorsa, Nefs’in aldığı Nefes de onu yavaş yavaş diriltir.

Yani Rahmânî İlham, Nefs’in bünyesindeki tıkanıklıkları, ona dünyada tam bir “kabir hayatı” yaşatan kir ve pası yavaş yavaş temizler ve arındırır. Böylece Kişi, Kendi’sini adım adım anlar ve Bilinç kazanır. Esasen Nefs-i Emmâre’sinde (kötülüğü emreden nefs mertebesinde) kısılı kalmış hâlde, Bilinç “ölü”dür. Yani Kişi, Bilinç’sizdir. Bunun sebebi, Kişi’inin nefsânî hevâ ve heveslerinin, Ruh’u “sıkıştırması” yani onu sürekli belli şekil ve biçimlerde kısıtlamasıdır. Ruh’un bu “sıkışmasından”, Düğümlerin Çözümü başlıklı yazımızda da bahsetmiştik.

Fakat demiştik ki, Nefes İlkesi’nin kendisini gerçekleştirmesi için, yani bir varlıkın Nefes alabilmesi için, onu çevreleyen ve Rahman’ın İlahi Rahmet’i ile nasiplendirdiği bir Alan olması gerekir. Bu ontolojik koşullar sağlanmadığı için, nefsânî arzularının sıkıştırdığı Bilinç âdeta “boğularak ölür”.

Kişi’nin hevâ ve heveslerinin hükümranlığı sürdüğü müddetçe bu böyle devam eder. Ancak Ruh’u sıkıştıran arzu ve istek kalıplarının “parçalanması” ile oluşan “çatlak”lardan sızan Hakikat rüzgârı ile, İnsan içine düştüğü felaketi sezmeye başlar. Bu “kalıpların parçalanması” ise ancak Tanrı’nın lütfu ve aşkın/öte olana İnanç ile mümkündür.

Böylece İlham’a mazhar olan kişiler, sıklıkla “kafası çatlak/kırık” olarak etiketlenir. İşin esprisi; bu etiketlemeyi yapanlar, “kaskafa” olmanın anlamını pek idrâk edemezler. Benzer şekilde; “kalbi kırık” olmak, “kalbi taş” olmaktan yeğdir. Buna örnek olarak; Hz. Nebi’ye yapılan bu hakaretleri de, Hakk’ın Hz. Nebi’yi teskin edişini de Kur’an’da görmekteyiz. Demek ki Hz. Nebi, İlham’ın Hakk’tan olması ile Vahy’e mazhar olup, aynı taşlamayı bizzat yaşamıştır.

Ma ente bi ni’meti rabbike bi mecnun. Ve inne leke le ecren gayre memnun.

Rabb’inin nimeti ile sen mecnun değilsin. Ve senin için kesintisi olmayan bir mükafat vardır.

Kalem/2-3

Ve in yekadullezine keferu le yuzlikuneke bi ebsarihim lemma semiuz zikra ve yekulune innehu le mecnun.

Ve kâfirler, zikri duydukları zaman, neredeyse gözleriyle seni devireceklerdi. “Kuşkusuz o bir mecnundur.” diyorlardı.

Kalem/51

Bir şiir ile taçlandıralım;

İlhamın diyarı, kırık kalpler diyarıdır
Nefes alanlar, ciğeri yananlardır
Her odun alışır, ateşte yanmaya
Ve her İnsan alışır, Nefes almaya.

Böylece diyeceğiz ki, Rahman’ın Nefes’i mümkün kılan İlke’ye dayanarak, Hakikat’i İnsan’ın sadrında “yeniden canlandırması”, Rahmânî İlham’ı meydana getirir. Bunun için ayrıca diyebiliriz ki, bu İnşirah suresinde de bahsi geçen, “sadrın genişletilmesi”dir.

E lem neşrah leke sadrek
Ve vedagna anke vizrek
Ellezi enkada zahrek
Ve refa’na leke zikrek

Sadrını (ferahlatıp) genişletmedik mi?
Yükünü üzerinden indirmedik mı?
Ki çatırdatmıştı sırtını
Ve yüceltmedik mi zikrini?

İnşirah/1-5

Ayrıca ayetlerden de anlıyoruz ki, Rahmânî İlham, bir “yük”ü sırtlayanlara, Rahman’ın bir lütfudur. Ki bunu da ontolojik koşullardan birisi olarak düşünebiliriz. Derdi olmayanın, dermanı da olmaz. Ve anlıyoruz ki, o Dert, “kesintisi olmayan mükafatların” (Kalem/3) çağırıcısıdır ve Ferd’i “azim bir ahlak üzere” (Kalem/4) yüceltir.

Eskiler ne güzel demiş: Bir derdim var, bin dermana değişmem.

27.08.2023

Emin Ali Ertenü
Emin Ali Ertenü
Articles: 487

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir